İnsan davranışlarını yapay zekâyla öngörüyor: Chengdu’dan Cambridge’e uzanan sıra dışı girişimcilik hikâyesi

İnsanların bir karar, mesaj veya gelişme karşısında nasıl tepki vereceğini önceden tahmin etmek mümkün mü?

Cambridge Üniversitesi mezunu James He’nin kurucuları arasında yer aldığı Artificial Societies, yapay zekâ yardımıyla tam olarak bu soruya yanıt arıyor. Şirket; müşterilerin, yatırımcıların, kanaat önderlerinin ve diğer toplumsal grupların farklı kararlar karşısında nasıl davranabileceğini sanal ortamda modellemeyi amaçlıyor.

Artificial Societies’in kurucu ortağı ve Üst Yöneticisi James He’ye göre bu teknoloji, kurumların yeni fikirlerini gerçek dünyada uygulamaya geçmeden önce bir tür “toplumsal dünya modeli” üzerinde sınamasını sağlayabilir.

He, yaklaşımın arkasındaki temel düşünceyi şöyle açıklıyor:

“Bir toplumsal dünya modeli içinde deneyler yapabilirsek, işleri ilk seferde doğru yapma ihtimalimizi artırabiliriz.”

Cambridge Üniversitesi’nin Enterprising Minds serisinde yer verilen He’nin hikâyesi ise Çin’in Chengdu kentindeki sokak tezgâhlarından başlayarak Yeni Zelanda’ya ve oradan Cambridge Üniversitesi’ne uzanıyor.

“Çin’de buna girişimcilik değil, hayat diyoruz”

James He, büyüdüğü çevrede teknoloji şirketi kurmak gibi belirgin bir hedef bulunmadığını ancak yeni bir işe başlamanın son derece doğal kabul edildiğini anlatıyor.

Anne ve babasının, Sichuan eyaletinin başkenti Chengdu’da başlangıçta sokakta kıyafet sattığını belirten He, Çin’deki girişimci düşünce biçiminin gündelik hayatın doğal bir parçası olduğunu söylüyor:

“Girişimci düşünce Çin’de ortamın doğal sıcaklığı gibidir. Biz buna girişimcilik demeyiz; yalnızca ‘hayat’ deriz.”

He’nin çocukluk ve gençlik yılları yoğun çalışma temposuyla geçti. Kendisini “yoğun bir çocuk” ve bir bakıma “işkolik” olarak tanımlayan girişimci, bir arkadaşının babasından aldığı tavsiyeyi yıllar boyunca unutmadığını aktarıyor:

“Çok hızlı koşuyorsun ama bazen durup güneşi hissetmen ve çiçekleri görmen gerekir.”

Bu sözler zihninde yer etse de He, yaşamın yalnızca çalışmaktan ibaret olmadığını anlamasının uzun zaman aldığını kabul ediyor.

Yeni Zelanda’da beklentilerin dışına çıktı

James He’nin yaşamındaki önemli dönüm noktalarından biri Yeni Zelanda’ya taşınması oldu. Burada çevresindeki insanların kendisinden belirli bir yaşam yolu izlemesini beklemediğini fark eden He, bu özgürlük ortamının önünde sınırsız olasılıklar açtığını söylüyor.

Ancak beklentilerin bulunmaması, beraberinde önemli bir soruyu da getirdi: Hayatında ne yapacaktı?

He, bu dönemde kendi geleceğinin yazarı olabileceğini fark ettiğini belirtiyor. Başkalarının kendisi için hazırladığı yolu takip etmek yerine kendi seçimlerini yapmaya karar verdi.

Uluslararası bir öğrenciden genellikle İngilizceyi ikinci dil olarak öğrenmesinin beklendiğini anlatan He, bunun yerine İngiliz edebiyatına yöneldi. Shakespeare okumak ve şiir öğrenmek istedi.

Bu tercih kolay değildi ancak He, karşılaştığı güçlüklere rağmen edebiyat eğitiminden büyük keyif aldığını söylüyor. Onun için bu karar, yalnızca akademik bir alan seçimi değil, aynı zamanda çevresindeki beklentilere karşı kişisel bir meydan okumaydı.

Cambridge başvurusu “aya ulaşmak” kadar iddialıydı

He, Cambridge Üniversitesi’ne başvurma kararını bir “moonshot”, yani gerçekleşmesi son derece güç görünen büyük ve cesur bir hedef olarak tanımlıyor.

O dönemde önünde daha güvenli ve öngörülebilir bir yol bulunuyordu: Auckland’da üniversiteye gitmek, mühendislik eğitimi almak, iş bulmak, gerekli vizeleri edinmek ve Yeni Zelanda’da yeni bir hayat kurmak.

Cambridge’e başvurmak ise bu planın dışına çıkmak ve başkalarının kendisi hakkındaki beklentilerine açıkça meydan okumak anlamına geliyordu.

He, Cambridge’de başlangıçta bilgi kuramı üzerinde çalışırken Çin’de binlerce ebeveynin kendisine daha iyi bir yaşam sürmek ve çocuklarını daha iyi yönlendirmek konusunda sorular yönelttiğini anlatıyor.

Akademik olarak öğrendiği teoriler ile insanların günlük yaşamda karşı karşıya kaldığı sorunlar arasındaki mesafe, onu davranış bilimlerine yöneltti.

He, insanların birbirlerini nasıl etkilediğini ve bireysel psikolojilerle kültürel psikolojiler arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğunu daha iyi anlamak istedi. Bu arayış, ileride Artificial Societies’in bilimsel temelini oluşturacak çalışmaların da başlangıcı oldu.

Davranış bilimi ile bilgisayar programlamasını birleştirdi

Lise yıllarında fizik ve matematik eğitimi alan James He, aynı zamanda yoğun biçimde kodlama yapıyordu. Davranış bilimlerine yönelmesinin ardından, bilgisayarların insanlar arasındaki etkileşimi modellemek için nasıl kullanılabileceği üzerine düşünmeye başladı.

Özellikle sosyal medyada bireylerin birbirlerini nasıl etkiledikleri, bilgilerin topluluklar içinde nasıl yayıldığı ve farklı görüşlerin nasıl şekillendiği ilgisini çekiyordu.

Artificial Societies’in temellerini oluşturan fikir ise COVID-19 salgını sırasında ortaya çıktı.

He, salgın döneminde sıkıldığını ve Cambridge’deki kütüphanenin bilgisayar bilimleri bölümünde dolaşırken sosyal ağlar, kalabalıklar ve bilginin paylaşılması üzerine bir kitapla karşılaştığını anlatıyor.

Bu tesadüfi karşılaşma, onu insan topluluklarını bilgisayar ortamında modelleme fikrine yöneltti.

Yaşamın kendisini insan davranışlarını tahmin etmeye çalışan bir şirket kurmaya götürmesini ironik bulan He, “Özellikle şu anda işim hayatı tahmin etmekken, hayatın ne kadar öngörülemez olduğunu görmek oldukça komik” diyor.

Cambridge’in en büyük katkısı insanlara erişim oldu

James He’ye göre Cambridge Üniversitesi’nde bulunmanın sağladığı en büyük avantaj, dünyanın önde gelen bilim insanlarına doğrudan ulaşabilmekti.

Araştırma alanının sınırlarında çalışan akademisyenlere e-posta gönderebildiğini belirten He, henüz ikinci sınıf öğrencisiyken hesaplamalı sosyal bilimlerin gelişmekte olan sınırlarını tanımlayan bir akademik makalenin ikinci yazarı olduğunu söylüyor.

Bu dönemde kendisine yol gösteren iki akademisyenle ilişkisini hâlâ sürdürdüğünü belirten He, söz konusu bilim insanlarının bugün Artificial Societies’e danışmanlık yaptığını ve şirketle akademik iş birliklerine devam ettiğini ifade ediyor.

Cambridge Üniversitesi de He’nin girişimini, yapay zekâyı davranış bilimi ve hesaplamalı sosyal bilimlerle bir araya getiren yeni nesil çalışmalar arasında gösteriyor.

Şirketler kararlarını önce sanal toplumlarda deneyebilecek

Artificial Societies, bir grup insanın belirli bir bilgi, karar veya gelişme karşısında nasıl tepki verebileceğini öngörmeye çalışıyor.

Şirketin geliştirdiği sistemler, büyük kuruluşların önem verdiği toplulukların davranışlarını modelleyebiliyor. Bu gruplar arasında müşteriler, hissedarlar, çalışanlar, kamuoyu önderleri veya belirli sosyal topluluklar yer alabiliyor.

Örneğin bir şirket yeni bir ürün piyasaya sürmeyi, fiyatlarını değiştirmeyi veya tartışmalı bir karar almayı planladığında, farklı grupların bu karara verebileceği muhtemel tepkiler sanal ortamda incelenebiliyor.

Böylece kuruluşlar, kararlarını gerçek dünyada uygulamadan önce olası sonuçları test etme ve risklerini değerlendirme fırsatı elde edebiliyor.

He’nin kullandığı “toplumsal dünya modeli” kavramı, gerçek toplumların dijital ortamda birebir kopyalanmasından ziyade, insanların birbirleriyle etkileşimlerini ve bilgi karşısındaki davranışlarını temsil eden simülasyonları ifade ediyor.

Amaç, insan davranışlarını kesin biçimde belirlemek değil; farklı senaryolar altında ortaya çıkabilecek muhtemel tepkileri daha iyi anlayabilmek.

Üst yöneticilikteki en önemli ders: Kontrolü bırakmak

James He, şirketin Üst Yöneticisi olarak öğrendiği en önemli derslerden birinin, her işi tek başına yapmaya çalışmamak olduğunu söylüyor.

Bir girişimin ilk dönemlerinde kurucuların bütün görevleri kendileri üstlenmeye eğilimli olduğunu belirten He, zaman içinde bazı işleri ekip üyelerinin çok daha iyi yapabileceğini fark ettiğini anlatıyor.

Yüksek yetkinliğe sahip bir ekiple çalıştığını söyleyen He’ye göre bir liderin, belirli noktalarda kontrolü bırakması ve çalışma arkadaşlarına güvenmesi gerekiyor.

He, ekipteki herkesin şirkete büyük önem verdiğini ancak bu bağlılığın farklı insanlar tarafından farklı biçimlerde gösterilebileceğini de vurguluyor.

İnsanların aynı amaca farklı çalışma yöntemleri ve kişilik özellikleriyle hizmet edebileceğini anlamanın kendisi için önemli bir liderlik dersi olduğunu belirten He, bu çeşitliliği ekibin güçlü yönlerinden biri olarak görüyor.

Ona göre etkili iletişim; çok konuşmaktan ziyade dinlemeyi, doğru soruları sormayı ve ekibe güvenmeyi gerektiriyor.

“Hayat, işten daha büyüktür”

Röportajın sonunda yöneltilen kısa sorular, James He’nin kişisel yaklaşımı hakkında da ipuçları veriyor.

Kendisini kötümser değil iyimser olarak tanımlayan He, fikirlerden önce insanları seçiyor. Yolculuğu varış noktasından daha önemli buluyor ve mümkün olduğunca zamanında olmaya çalışıyor.

Başarılı bir girişimcinin hem ekip oyuncusu hem de zaman zaman tek başına hareket edebilen biri olması gerektiğini düşünüyor.

Son derece yenilikçi bir iş kurmasına rağmen günlük rutini sevdiğini söyleyen He, risk almanın korkutucu olabileceğini ancak girişimcilik için zorunlu olduğunu belirtiyor.

Büyük resim ile ayrıntılar arasında seçim yapması istendiğinde her ikisinin de önemli olduğunu ancak büyük resme biraz daha yakın durduğunu ifade ediyor.

Birçok farklı işle aynı anda ilgilenmek yerine odağın korunması gerektiğini savunan He, bu düşüncesini mizahi bir ifadeyle anlatıyor:

“Bütün yumurtalarınızı aynı sepete koymanızı öneririm; ancak birkaçını da evin farklı yerlerine saklayın.”

Şansın başarıdaki rolüne de değinen He’ye göre insan ancak fırsat geldiğinde hazırlıklıysa şanslı olabilir.

Çalışma hayatı ile özel yaşam arasındaki denge konusunda ise geçmişte aldığı “durup güneşi hissetme” tavsiyesine geri dönüyor:

“Hayat, işten daha büyüktür. Hayat olmadığında iş de zarar görür.”

James He’nin Chengdu’dan Cambridge’e uzanan hikâyesi, yapay zekâ girişimciliğinin yalnızca kodlama ve teknolojiyle ilgili olmadığını gösteriyor. Artificial Societies’in arkasındaki düşünce; psikoloji, kültür, sosyal ilişkiler ve insan topluluklarının karmaşık davranışlarını bilgisayar bilimleriyle bir araya getirmeye dayanıyor.

He ve ekibi şimdi, dünyadaki en zor sorulardan birini teknoloji aracılığıyla çözmeye çalışıyor: İnsanlar bir sonraki adımda ne yapacak?

Kaynak: Cambridge Üniversitesi, “Predicting human behaviour with AI”, Enterprising Minds, Sarah Fell

PAYLAŞ
Kariyerim Dergisi, Türkiye kampüslerinin sesi ve mecrası olmak için kurulmuş üniversite ve kariyer odaklı bir dergi ve web platformudur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here