Imperial Mezunlarının Girişimi Ponda, Bitki Bazlı Yalıtımı Moda Podyumuna Taşıdı

Imperial College London’da eğitim görürken temelleri atılan biyomalzeme girişimi Ponda, geliştirdiği bitki bazlı yalıtım malzemesi BioPuff® ile moda dünyasında dikkat çekiyor. Sulak alanlarda yetiştirilen bitkilerden üretilen malzeme, kuş tüyü ve petrol bazlı sentetik dolgulara alternatif olmayı hedeflerken, üretim modeliyle bozulan turbalıkların yeniden canlandırılmasına da katkı sağlıyor. Ponda’nın teknolojisi son olarak tasarımcı Genaro Rivas’ın Londra Moda Haftası’nda sergilenen koleksiyonunda podyuma çıktı.

Üniversitede başlayan fikir moda dünyasına ulaştı

Ponda’nın hikâyesi Imperial College London ile Royal College of Art’ın birlikte yürüttüğü Innovation Design Engineering çift yüksek lisans programına uzanıyor. Şirketin kurucuları burada eğitim alırken tanıştı ve daha sonra Ponda’ya dönüşecek fikrin temellerini attı.

Girişim, 2020 yılında Imperial’ın Venture Catalyst Challenge programına katıldı. Yarışmanın bir kategorisinde elde edilen başarı, şirketin ilk finansman kaynaklarından birini sağladı. Ponda daha sonraki yıllarda Imperial’ın girişimcilik ekosisteminden mentorluk, hukuki destek ve uluslararası bağlantılar konusunda destek almaya devam etti.

Şirketin kurucu ortağı ve CEO’su Julian Ellis-Brown, bugün Ponda’yı yalnızca yeni bir tekstil malzemesi üreten şirket olarak değil, malzeme üretimiyle doğal ekosistemlerin onarımını aynı sistem içinde buluşturmayı amaçlayan bir biyomalzeme girişimi olarak konumlandırıyor.

BioPuff nedir?

Ponda’nın geliştirdiği BioPuff®, sulak alanlarda yetişen Typha türü bitkilerin liflerinden elde edilen hafif bir dolgu ve yalıtım malzemesi.

Geleneksel mont ve dış giyim ürünlerinin içerisinde sıcaklığı korumak için genellikle polyester gibi petrol türevi sentetik malzemeler veya kaz ve ördek tüyü kullanılıyor. Ponda ise bu malzemelere bitki bazlı bir alternatif geliştirmeye çalışıyor.

Şirkete göre BioPuff hafif, sıcak tutan ve doğal olarak su itici özelliklere sahip. Imperial College London’ın paylaştığı bilgilere göre malzeme, ısı performansı açısından üst segment sentetik dolgularla rekabet edebiliyor; şirketin daha önce açıkladığı verilere göre ise kaz tüyüne benzer termal özellikler sağlayabiliyor.

Ancak BioPuff’ı farklılaştıran temel özellik yalnızca malzemenin bitkisel kökeni değil.

Ponda, hammaddesini yeniden sulandırılmış turbalıklarda ve sulak alanlarda yapılan tarımsal üretimden elde ediyor.

Bu üretim biçimi “paludiculture” olarak adlandırılıyor. Yöntemde, daha önce kurutulmuş veya zarar görmüş turbalıkların yeniden suyla buluşması sağlanıyor ve bu koşullara uygun bitkiler yetiştiriliyor. Böylece arazi tarımsal değer üretmeye devam ederken doğal sulak alan ekosisteminin yeniden oluşması hedefleniyor.

Bir mont yalnızca giysi olmaktan çıkabilir mi?

Ponda’nın yaklaşımının arkasında önemli bir çevresel sorun bulunuyor.

Turbalıklar dünya yüzeyinin görece küçük bir bölümünü kaplamasına rağmen çok büyük miktarda karbon depolayabiliyor. Ancak tarım ve diğer kullanım amaçlarıyla kurutulduklarında, yüzyıllar boyunca toprakta biriken karbon atmosfere salınmaya başlayabiliyor.

Imperial College London’ın aktardığı verilere göre dünyadaki kurutulmuş turbalıklar yılda yaklaşık 1,9 milyar ton karbondioksit salıyor. Üniversite ayrıca sağlıklı sulak alanların çok önemli karbon depoları olduğuna dikkat çekiyor.

Ponda bu nedenle üretim modelini yalnızca “daha az zarar veren” bir tekstil hammaddesi oluşturmak üzerine kurmuyor. Şirket, giysi üretimindeki malzeme talebini doğrudan sulak alanların yeniden oluşturulmasını finanse eden bir sisteme dönüştürmeyi hedefliyor.

Şirketin hesaplamalarına göre BioPuff kullanılan bir yeleğin oluşturduğu talep, yaklaşık 4 metrekare sağlıklı sulak alanın yeniden kazanılmasına karşılık gelebiliyor. Bunun yıllık yaklaşık 9 kilogram CO₂ eşdeğeri emisyonun önlenmesi, yaklaşık 800 litre suyun arazide tutulması ve kurutulmuş alanlara kıyasla daha yüksek kuş yoğunluğunun desteklenmesi gibi çevresel etkiler yaratabileceği belirtiliyor.

BioPuff Londra Moda Haftası podyumunda

Ponda’nın geliştirdiği malzemenin laboratuvardan gerçek moda ürünlerine geçişinin en dikkat çekici örneklerinden biri ise Perulu tasarımcı Genaro Rivas ile gerçekleştirilen iş birliği oldu.

Rivas’ın 2026 Sonbahar/Kış sezonu için hazırladığı “A Glass to Break” koleksiyonu 22 Şubat 2026’da Londra Moda Haftası kapsamında sergilendi.

26 görünümden oluşan koleksiyonda geleneksel kumaşların yanında yeni nesil biyomalzemeler kullanıldı. Ponda’nın BioPuff dolgusu da koleksiyondaki hafif tasarımlardan dolgulu dış giyim parçalarına kadar farklı ürünlerde yer aldı.

Koleksiyon sadece BioPuff ile sınırlı değildi. Tasarımlarda Banofi tarafından tarımsal muz atıklarından geliştirilen deri alternatifi ve BioFluff’ın bitki bazlı kürk malzemesi Savian gibi başka yenilikçi malzemeler de kullanıldı.

Bazı dolgulu ceketlerde okyanus kaynaklı geri kazanılmış naylon, Ponda’nın bitki bazlı yalıtımı ve bitkisel kürk alternatifleri aynı tasarım içerisinde buluşturuldu. Böylece sürdürülebilir malzemelerin yalnızca deneysel numunelerde değil, estetik açıdan iddialı moda ürünlerinde de kullanılabileceği gösterilmeye çalışıldı.

“Sürdürülebilirlik ancak insanlara ulaştığında ölçeklenebilir”

Genaro Rivas, sürdürülebilir moda konusunda tasarımcıların kritik bir rol üstlendiğine dikkat çekiyor.

Rivas’a göre inovasyonun moda dünyasında anlam kazanabilmesi için yeni teknolojilerin insanların gerçekten giymek isteyeceği ürünlere dönüşmesi gerekiyor. Tasarımcıların görevi ise yeni malzemeleri arzu edilen, ulaşılabilir ve kültürel açıdan anlamlı ürünlere dönüştürmek.

Imperial’ın sürdürülebilir moda etkinliğinde konuşan Rivas, bu sürecin sürdürülebilir çözümlerin geniş kitlelere ulaşması açısından önemli olduğunu vurguladı.

Ponda açısından Londra Moda Haftası’ndaki iş birliği de tam olarak bu dönüşümü temsil ediyor: Sulak alanda yetişen bir bitkiden başlayan üretim zinciri, mühendislerden çiftçilere, malzeme üreticilerinden moda tasarımcılarına kadar uzanıyor ve sonunda podyumdaki bir giysiye dönüşüyor.

Stella McCartney ve Berghaus da BioPuff kullandı

BioPuff moda sektörüne tamamen yeni giren bir malzeme değil.

Ponda daha önce Stella McCartney, Berghaus, Ahluwalia ve Sheep Inc. gibi markalarla çalışmalar gerçekleştirdi. Stella McCartney, malzemeyi 2024 Sonbahar koleksiyonundaki Falabella çantasında kullanırken Ponda farklı markalarla dış giyim ve prototip projeleri üzerinde de çalıştı.

Girişimin ticari ölçekte büyümesi için de önemli adımlar atılıyor. Ponda, 2025 yılında BioPuff’ın ticarileştirilmesini hızlandırmak amacıyla 2,4 milyon dolarlık yatırım turunu tamamladı. Şirketin toplam finansmanının hibeler ve ödüllerle birlikte yaklaşık 6,5-6,6 milyon dolar seviyesine ulaştığı bildirildi.

Şirket halihazırda ton ölçeğinde üretim yapabilecek seviyeye ulaşmış durumda. Yeni finansmanın üretim kapasitesini artırmak, Avrupa’daki sulak alan tarımı ağını genişletmek ve BioPuff’ı daha fazla moda ve dış giyim markasına ulaştırmak için kullanılması planlanıyor.

Hedef yalnızca moda değil

BioPuff’ın ilk kullanım alanları mont, ceket ve uyku tulumları gibi sıcaklık yalıtımına ihtiyaç duyulan ürünler olsa da şirketin hedefleri bununla sınırlı değil.

Ponda’nın Bristol’daki tesisinde gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında malzemenin yatak ürünleri, döşemelik ürünler, oyuncaklar ve hafif yalıtım gerektiren başka sektörlerde kullanılması da araştırılıyor.

Bu durum BioPuff’ı yalnızca sürdürülebilir moda açısından değil, petrol bazlı dolguların yoğun olarak kullanıldığı daha geniş bir malzeme pazarı açısından da önemli hale getiriyor.

Modada yeni soru: “Daha az zarar vermek” yeterli mi?

Ponda’nın geliştirdiği model, sürdürülebilirlik tartışmalarında giderek daha fazla öne çıkan yeni bir yaklaşımı da gündeme getiriyor: rejeneratif üretim.

Geleneksel sürdürülebilirlik anlayışında üretimin doğaya verdiği zararın azaltılması hedeflenirken rejeneratif yaklaşım, üretim faaliyetinin aynı zamanda bozulan doğal sistemleri iyileştirebilmesini amaçlıyor.

Ponda’nın modeli de tam olarak bu düşünceden hareket ediyor. Moda sektörünün ihtiyaç duyduğu hammaddenin üretimi, aynı zamanda turbalıkların yeniden sulandırılması, karbon salımının azaltılması, biyolojik çeşitliliğin desteklenmesi ve çiftçilere yeni ekonomik faaliyet alanlarının oluşturulması için kullanılmaya çalışılıyor.

Imperial College London’ın sürdürülebilir moda çalışmalarında Ponda’nın öne çıkmasının nedeni de burada yatıyor. Üniversitedeki bir yüksek lisans programında ortaya çıkan fikir, birkaç yıl içinde yatırım alan bir biyomalzeme şirketine; ardından uluslararası markaların kullandığı bir malzemeye ve son olarak Londra Moda Haftası podyumuna kadar ulaştı.

BioPuff’ın moda sektöründe ne ölçüde yaygınlaşacağı önümüzdeki yıllarda belli olacak. Ancak Ponda’nın ortaya koyduğu model, geleceğin moda endüstrisinde önemli bir soruyu şimdiden gündeme taşıyor:

Bir giysinin hammaddesi yalnızca doğaya daha az zarar vermekle kalmayıp, üretildiği ekosistemin yeniden iyileşmesine de katkıda bulunabilir mi?

Ponda, BioPuff ile bu soruya “evet” yanıtını vermeye çalışıyor.

Kaynak: Imperial College London – Ponda / 2026

PAYLAŞ
Kariyerim Dergisi, Türkiye kampüslerinin sesi ve mecrası olmak için kurulmuş üniversite ve kariyer odaklı bir dergi ve web platformudur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here