Ekonomik büyümenin uzun sürmesi, bir resesyonun yaklaşmakta olduğu anlamına gelmeyebilir. ABD ve İngiltere’de 1700 yılından bu yana yaşanan 132 ekonomik daralmayı inceleyen ekonomi tarihçisi Tyler Goodspeed, resesyonların büyüme dönemlerindeki aşırılıkların kaçınılmaz sonucu olmadığını savunuyor. Goodspeed’e göre ekonomik genişlemeler “yaşlandıkları” için sona ermiyor; onları bitiren çoğunlukla savaş, salgın, enerji krizi veya finansal sistemde ortaya çıkan beklenmedik şoklar oluyor.
Bu haber, Harvard Gazette’de 3 Ağustos 2026 tarihinde yayımlanan ve Christina Pazzanese tarafından hazırlanan söyleşi temel alınarak hazırlanmıştır.
Ekonomiler uzun süre büyüdüğünde, bu sürecin er ya da geç bir resesyonla sona ereceği sıklıkla dile getiriliyor. Yaygın görüşe göre hızlı büyüme; aşırı borçlanma, yüksek enflasyon, varlık balonları ve ekonomik dengesizlikler yaratıyor, resesyon ise bu sorunların kaçınılmaz düzeltmesi olarak ortaya çıkıyor.
Ancak ekonomi tarihçisi Tyler Goodspeed, tarihsel verilerin bu anlatıyı desteklemediğini düşünüyor. Goodspeed, yeni yayımlanan Recession: The Real Reasons Economies Shrink and What to Do About It adlı kitabında ABD ve İngiltere’de 1700’den bu yana meydana gelen ekonomik daralmaları inceliyor.
Harvard mezunu olan ve geçmişte Beyaz Saray Ekonomik Danışmanlar Konseyinin başkan vekilliğini yürüten Goodspeed, bugün ExxonMobil’in başekonomisti olarak görev yapıyor. Goodspeed’in kitabı, ekonomik daralmaların nedenlerini son dört yüzyıldaki tarihsel kaynaklar ve istatistiksel veriler üzerinden ele alıyor.
Resesyon yalnızca iki çeyrek küçülme demek değil
Resesyon, kamuoyunda çoğunlukla bir ekonominin art arda iki çeyrek küçülmesi şeklinde tanımlanıyor. Ancak ABD’de resesyonların başlangıç ve bitiş tarihlerini belirleyen Ulusal Ekonomik Araştırmalar Bürosu, daha kapsamlı bir ölçüt kullanıyor.
NBER’e göre resesyon; ekonomik faaliyetlerde ekonominin geneline yayılan, belirgin ve birkaç aydan uzun süren düşüş anlamına geliyor. Bu nedenle yalnızca gayrisafi yurt içi hasıla değil; istihdam, üretim, gelir ve satışlar gibi göstergeler de değerlendiriliyor.
Goodspeed’e göre tarihsel resesyonların en belirgin işaretlerinden biri işsizlik oranında görülen ani ve keskin yükseliş. Ekonomik genişleme dönemlerinde işsizlik genellikle yavaş biçimde düşüyor veya yatay seyrediyor. Resesyon başladığında ise bu eğilim bir anda tersine dönebiliyor.
Ekonomik büyümeler “yaşlılıktan” ölmüyor
Resesyonlara ilişkin geleneksel anlatı, büyüme döneminde biriken hataların ekonomik daralmayı kaçınılmaz hâle getirdiğini varsayıyor. Bu düşünce doğru olsaydı uzun süren ekonomik genişlemelerin resesyona girme ihtimalinin zamanla artması gerekirdi.
Başka bir ifadeyle ekonomi ne kadar uzun süre büyürse dengesizliklerin o kadar fazla birikmesi ve büyüme döneminin sonunda daha ağır bir resesyon yaşanması beklenirdi.
Goodspeed’in incelediği 132 resesyon ise bu beklentiyi doğrulamadı. Araştırmaya göre uzun ve güçlü ekonomik genişlemelerin ardından mutlaka daha derin veya daha uzun resesyonlar yaşanmıyor. Ekonomik büyüme dönemlerinin yalnızca uzun süredir devam ettikleri için sona erdiğine ilişkin de belirgin bir tarihsel kanıt bulunmuyor.
Goodspeed ayrıca resesyonların belirli ve değişmeyen aralıklarla tekrarlanan düzenli ekonomik döngüler olmadığını savunuyor. ABD ve İngiltere verileri, resesyonların zaman içinde aynı sıklıkta meydana gelmediğini; aksine ekonomik daralmaların uzun vadede daha seyrek hâle geldiğini gösteriyor.
Bu nedenle Goodspeed’e göre ekonomik genişlemeler “yaşlılıktan ölmüyor”. Onları sona erdiren unsur genellikle büyüme döneminin kendi içindeki kaçınılmaz bir kusur değil, dışarıdan gelen beklenmedik bir şok oluyor.
Resesyonların çoğu yaklaşık bir yılda sona eriyor
İncelenen tarihsel veriler, resesyonların derinliği ve süresinin yüzyıllar boyunca sanıldığı kadar büyük değişiklik göstermediğine işaret ediyor.
Goodspeed’e göre ekonomik daralmaların çoğu yaklaşık bir yıl içinde sona eriyor. Resesyonların büyük çoğunluğu iki yıldan daha kısa sürüyor. Ekonomiler toparlanmayı tamamladıktan birkaç yıl sonra da çoğunlukla resesyon hiç yaşanmamış olsaydı izleyecekleri uzun vadeli büyüme eğilimine yakın bir noktaya geri dönüyor.
Bu durum, resesyonların insanlar ve işletmeler üzerinde ciddi sonuçlar doğurmadığı anlamına gelmiyor. İşini kaybedenler, gelirinde düşüş yaşayanlar ve kapanmak zorunda kalan işletmeler açısından ekonomik daralmaların maliyeti son derece ağır olabiliyor.
Ancak Goodspeed, ekonominin onlarca yıllık performansı değerlendirildiğinde büyüme dönemlerinin toplam refah üzerindeki etkisinin resesyonlardan daha büyük olduğunu belirtiyor.
İşsizlik önce işten çıkarmalarla değil, işe alımların durmasıyla yükseliyor
Goodspeed’in dikkat çektiği sonuçlardan biri de iş gücü piyasasındaki bozulmanın nasıl başladığıyla ilgili.
Resesyon sırasında işsizliğin hızla yükselmesinin ilk nedeni her zaman şirketlerin çalışanlarını toplu biçimde işten çıkarması olmayabiliyor. Ekonomik belirsizlik arttığında şirketler öncelikle yeni çalışan almayı durduruyor veya işe alım hızını ciddi ölçüde azaltıyor.
Normal dönemlerde işini kaybeden kişiler yeni bir iş bulabilirken, işe alımların durduğu bir ortamda işsiz kalanların iş gücü piyasasına yeniden dönmesi zorlaşıyor. Böylece işsiz sayısı birikiyor ve işsizlik oranı kısa sürede keskin şekilde yükselebiliyor.
Bu nedenle Goodspeed, işsizlik oranındaki ani yükselişi bir ekonominin hâlihazırda resesyonda olup olmadığını anlamak için en güçlü gerçek zamanlı göstergelerden biri olarak değerlendiriyor.
Ancak işsizlik verisi yaklaşan resesyonu önceden haber vermekten çok, ekonomik daralmanın başlamış olabileceğini gösteriyor.
Resesyonların arkasında üç temel şok grubu bulunuyor
Goodspeed, ekonomik genişlemeleri sona erdirebilen gelişmeleri üç temel kategori altında topluyor.
Bunlardan ilki, salgınlar, aşırı hava olayları veya tarımsal üretime zarar veren doğal afetler gibi toplumun doğrudan kontrolü dışında kalan gelişmeler. Büyük bir salgın, insanların çalışmasını ve tüketmesini engelleyerek; doğal afetler ise ulaşım, üretim ve ticareti durdurarak ekonomiyi daralmaya sürükleyebiliyor.
İkinci grupta büyük banka dolandırıcılıkları, finansal suistimaller veya insanların ve kurumların yol açtığı benzer krizler yer alıyor.
Üçüncü grubu ise devletlerin aldığı bazı kararlar oluşturuyor. Tüketici kredilerine ağır sınırlamalar getirilmesi, para ve kredi koşullarının aniden sıkılaştırılması veya ekonomik faaliyeti doğrudan kısıtlayan politikalar bu gruba dâhil ediliyor.
Goodspeed’e göre büyük ve çeşitlendirilmiş bir ekonominin resesyona girmesi için çoğu zaman tek bir küçük sorun yeterli olmuyor. Bunun yerine çok büyük bir şokun veya aynı dönemde ortaya çıkan birkaç farklı olumsuz gelişmenin ekonomiyi birlikte etkilemesi gerekiyor.
Ekonomik genişlemelerin en büyük düşmanı savaş
Goodspeed’in dört yüzyıllık incelemesinde ekonomik büyüme dönemlerini en sık sona erdiren gelişmelerden biri savaşlar oldu.
Ancak her silahlı çatışma aynı ekonomik sonucu yaratmıyor. Uzak bir bölgede gerçekleşen ve ülkenin üretim altyapısını doğrudan etkilemeyen sınırlı çatışmalarla, ülke topraklarına yayılan veya dünya savaşına dönüşen çatışmalar arasında önemli farklar bulunuyor.
Goodspeed, özellikle ülke içinde ağır yıkıma yol açan veya küresel ticaret sistemini bozan savaşların ekonomik genişlemeler üzerinde çok daha güçlü bir etkiye sahip olduğunu belirtiyor.
İngiltere’nin en uzun ekonomik daralmalarından bazıları Birinci ve İkinci Dünya savaşlarıyla bağlantılı dönemlerde yaşandı. Goodspeed’in aktardığı tarihsel analize göre İngiltere’de 1943’te başlayan daralma 1947’ye kadar devam etti. Birinci Dünya Savaşı’nın sonu ile sonrasındaki dönem ve 18. yüzyıldaki Yedi Yıl Savaşı sırasında da uzun süreli ekonomik sıkıntılar görüldü.
ABD’de ise Amerikan Devrimi sırasında ve savaşın hemen sonrasındaki istikrarsız dönemde, büyüklüğü ekonomik buhranlarla karşılaştırılabilecek bir daralma meydana geldi.
Korsanlar bile bir ekonomiyi resesyona sürükleyebildi
Goodspeed’in araştırmasındaki dikkat çekici örneklerden biri, Kuzey Amerika’daki İngiliz kolonilerinde 1717 ile 1720 yılları arasında yaşanan ekonomik daralma.
Büyük bir Avrupa savaşının sona ermesinin ardından İngiliz yönetimi adına çalışan çok sayıda özel silahlı denizci işsiz kaldı. Bu denizcilerin bir kısmı korsanlığa yönelerek Atlantik ticaret yollarını tehdit etmeye başladı.
Deniz ticaretinin güvenliğinin ortadan kalkması, kolonilerde mal ve para akışının ciddi biçimde yavaşlamasına yol açtı. Ticaret ancak önde gelen korsanların öldürülmesi, yakalanması veya İngiliz kralının affını kabul etmesinin ardından normalleşmeye başladı.
Goodspeed, bu tarihsel örneği resesyonların her zaman önceki ekonomik büyüme sırasında oluşan bir hatadan doğmadığını göstermek için kullanıyor. Bazı ekonomik daralmalar, öngörülmesi son derece güç siyasi ve tarihsel gelişmelerden kaynaklanabiliyor.
Ekonomiler krizlere karşı daha dayanıklı hâle geldi
Resesyonların tamamen ortadan kalkması beklenmese de tarihsel veriler ekonomik daralmaların zaman içinde daha seyrekleştiğini gösteriyor.
Goodspeed bu değişimi hane halklarının, şirketlerin ve ekonomik sistemlerin krizleri karşılama kapasitesinin güçlenmesine bağlıyor. Günümüzde bankacılık sistemleri 19. yüzyıldakine kıyasla daha çeşitlendirilmiş ve bazı risklere karşı daha dayanıklı durumda.
Enerji sistemlerinde de benzer bir değişim yaşandı. Ülkeler artık tek bir yakıt veya tek bir tedarik kaynağına geçmişe oranla daha az bağımlı. Farklı enerji türlerinin ve tedarik kanallarının kullanılması, belirli bir kaynaktaki kesintinin bütün ekonomiyi durdurma ihtimalini azaltabiliyor.
Bu dayanıklılık resesyon riskini ortadan kaldırmıyor ancak geçmişte ekonomik daralmaya yol açabilecek bazı şokların günümüzde daha kolay karşılanmasını sağlayabiliyor.
Resesyonları neden tahmin etmekte zorlanıyoruz?
Finans kuruluşları, ekonomistler ve yatırımcılar; faizlerden tüketici güvenine, tahvil piyasasından istihdam verilerine kadar çok sayıda göstergeyi kullanarak bir sonraki resesyonu tahmin etmeye çalışıyor.
Goodspeed’e göre bu çabaların temelinde insanların rastlantısallıkla başa çıkmakta zorlanması bulunuyor. İnsan zihni, geçmişteki olaylar arasında düzenli ilişkiler ve tekrarlanabilir kalıplar arama eğiliminde.
Bu nedenle her resesyondan sonra büyüme döneminde yapılan belirli bir hata bulunuyor ve ekonomik daralma bu hatanın doğal sonucuymuş gibi anlatılıyor. Ancak Goodspeed’in araştırmasına göre resesyona yol açan şoklar büyük ölçüde rastlantısal olduğu için ekonomik daralmaların zamanlamasını güvenilir biçimde öngörmek mümkün değil.
Goodspeed, ekonomik göstergelerin bir ülkenin resesyona girme riskinin yükselip yükselmediğini değerlendirmeye yardımcı olabileceğini, ancak kesin bir öngörü sunamayacağını belirtiyor.
Geçmiş yüzyıldaki ABD verilerine dayanan hesaplamasına göre herhangi bir yılda salgın bağlantılı bir resesyon yaşanma ihtimali yaklaşık yüzde 1, enerji kaynaklı resesyon ihtimali ise yaklaşık yüzde 10 düzeyinde bulunuyor. Bunlar belirli bir yıl için kesin tahminler değil, tarihsel sıklıklardan çıkarılan genel olasılıklar olarak sunuluyor.
ABD ekonomisi için hangi işaretlere bakılmalı?
Harvard Gazette’in söyleşisinde ABD ekonomisinin gümrük tarifeleri, İran’la savaş, yakıt ve enerji fiyatlarındaki yükseliş ile yapay zekâyla ilişkilendirilen iş gücü azaltımları gibi çeşitli şoklarla karşı karşıya olduğu belirtiliyor.
Goodspeed, bu gelişmelere rağmen ABD ekonomisinin söyleşinin yayımlandığı tarih itibarıyla resesyonda olmadığını ifade ediyor. Büyük ve çeşitlendirilmiş bir ekonominin bütünüyle daralmaya girmesi için çok güçlü tek bir şokun veya birden fazla şokun aynı anda etkili olması gerektiğini söylüyor.
Yakından izlediği temel gösterge ise sivil işsizlik oranı. İşsizlikte ani ve güçlü bir yükseliş görülmesi, ekonominin geniş çaplı bir daralmaya girmiş olabileceğine ilişkin en önemli işaretlerden biri kabul ediliyor.
Ancak Goodspeed, bu göstergenin bile resesyonu önceden tahmin edemeyeceğinin altını çiziyor. İşsizlikteki sıçrama çoğu zaman ekonomik daralma başladıktan sonra ortaya çıkıyor.
Ekonomik büyümeyi gereğinden fazla “tedavi etme” riski
Goodspeed’in çalışmasının politika açısından en önemli sonuçlarından biri, ekonomik büyüme dönemlerinin sürekli olarak yaklaşan bir resesyonun habercisi gibi değerlendirilmesinin yaratabileceği risk.
Ekonomik genişlemelerin sonunda kaçınılmaz olarak ağır bir çöküş yaşanacağı düşünülürse, merkez bankaları ve hükümetler büyümeyi gereğinden erken yavaşlatmaya çalışabilir. Faizlerin gereğinden fazla yükseltilmesi veya kredi koşullarının aşırı sıkılaştırılması, sağlıklı biçimde devam edebilecek bir büyüme dönemine zarar verebilir.
Goodspeed’e göre ekonomik genişlemeler çoğu zaman kendi içlerindeki ölümcül bir dengesizlik nedeniyle değil, dışarıdan gelen şoklar nedeniyle sona eriyor. Bu nedenle politika yapıcıların sağlıklı bir ekonomiyi, gelecekte ortaya çıkabileceği düşünülen bir resesyonu önlemek adına gereğinden fazla baskılamaması gerekiyor.
Asıl önemli olan uzun vadeli büyüme
Resesyonlar işsizlik, gelir kaybı ve işletme kapanmaları nedeniyle ciddi ekonomik ve toplumsal sonuçlar yaratıyor. Buna rağmen bir ülkenin uzun vadeli refahını belirleyen temel unsur, ekonomik daralmaların tamamen önlenmesinden çok büyüme dönemlerindeki performans oluyor.
Ekonomiler tarih boyunca yılların çoğunda büyüyor. Bu nedenle büyüme hızındaki küçük fakat kalıcı bir artış, uzun vadede insanların gelirleri ve yaşam standartları üzerinde kısa süreli bir resesyondan çok daha büyük bir etki yaratabiliyor.
Goodspeed’e göre hükümetler ve ekonomistler, resesyonları önlemeye çalıştıkları kadar ekonominin uzun vadeli büyüme kapasitesini artırmaya da odaklanmalı.
Tarihsel verilerin ortaya koyduğu temel mesaj ise kesin bir resesyon tahmini bekleyenler açısından pek rahatlatıcı değil: Ekonomik daralmaların meydana geleceği biliniyor, ancak ne zaman ve hangi şokun sonucunda başlayacaklarını güvenilir biçimde önceden söylemek mümkün görünmüyor.
Kaynak: Harvard




























