Yapay zekânın eğitimde hızla yaygınlaşması, öğrencilerin bilgi ve becerilerinin nasıl ölçüleceğine ilişkin geleneksel yöntemleri tartışmaya açıyor. Stanford Üniversitesi tarafından yayımlanan yeni bir rapor, yalnızca öğrencinin ortaya koyduğu sonuca odaklanan sınav ve ödevlerin artık yeterli olmayabileceğine dikkat çekiyor. Uzmanlara göre geleceğin değerlendirme sistemleri, öğrencinin doğru cevaba ulaşıp ulaşmadığının yanı sıra nasıl düşündüğünü, problem çözdüğünü, ürettiğini ve yapay zekâyı nasıl kullandığını da ölçmeli.
Stanford Accelerator for Learning ile dünyanın önde gelen eğitim ölçme ve değerlendirme kuruluşlarından ETS tarafından hazırlanan çalışma, 23 Temmuz 2026’da kamuoyuyla paylaşıldı. Raporun temelini, Stanford’da yılın başında gerçekleştirilen ve eğitim, araştırma, teknoloji ve politika dünyasından 100’ü aşkın uzmanın katıldığı toplantılar oluşturdu. Katılımcılar; ilk ve ortaöğretimden üniversitelere, çalışma hayatından eğitim araştırmalarına kadar farklı alanlarda yapay zekânın ölçme ve değerlendirmeyi nasıl değiştirdiğini ele aldı.
Bir öğrencinin yaptığı ödev artık neyi ölçüyor?
Raporda öne çıkan en önemli sorunlardan biri, üretken yapay zekânın geleneksel ödevlerle öğrencinin gerçek bilgi ve becerisi arasındaki ilişkiyi değiştirmesi.
Bir öğrenci bugün yapay zekâdan yardım alarak oldukça başarılı bir makale hazırlayabilir, matematik problemini çözebilir veya kapsamlı bir proje ortaya çıkarabilir. Bu durumda yalnızca ortaya çıkan ürüne bakıldığında öğrencinin konuyu ne ölçüde anladığını belirlemek giderek zorlaşıyor.
Stanford ve ETS uzmanlarına göre bu gelişme, “son ürün” merkezli değerlendirme anlayışının yeniden düşünülmesini zorunlu hale getiriyor. Değerlendirmenin yalnızca öğrencinin hangi cevaba ulaştığını değil, o cevaba ulaşırken izlediği düşünme ve öğrenme sürecini de ortaya koyması gerekiyor.
Tek sınav yerine öğrencinin gelişim süreci
Raporda geleceğin eğitim sistemleri için önerilen önemli değişikliklerden biri de değerlendirmeyi tek bir sınav anından çıkararak zamana yayılan bir sürece dönüştürmek.
Uzmanlar; öğrenci portfolyoları, süreç içinde verilen geri bildirimler, öğretmen-öğrenci görüşmelerine dayalı değerlendirmeler, gerçek yaşam problemlerini içeren performans görevleri ve yetkinlik gösterimleri gibi yöntemlerin daha fazla kullanılabileceğini belirtiyor.
Bu yaklaşım sayesinde öğrencinin yalnızca belirli bir gün aldığı sınav puanı değil, zaman içinde nasıl geliştiği ve bilgisini farklı ortamlarda nasıl kullandığı da değerlendirilebilir.
Yapay zekâ yeni becerileri de önemli hale getiriyor
Stanford’un çalışmasına göre yapay zekâ yalnızca değerlendirme yöntemlerini değil, öğrencilere hangi becerilerin kazandırılması gerektiğini de değiştiriyor.
Eleştirel düşünme, yaratıcılık, uyum sağlama, iş birliği, etik muhakeme ve yapay zekâ okuryazarlığı gelecekte daha fazla önem kazanacak beceriler arasında gösteriliyor. Uzmanlar, özellikle insanların yapay zekânın ürettiği sonuçları sorgulayabilmesi ve teknolojiyi kendi alan bilgisiyle birlikte kullanabilmesinin kritik hale geldiğini belirtiyor.
Yapay zekâ ile not vermek de risk taşıyor
Rapor, yapay zekânın öğrencileri değerlendiren tarafta kullanılmasının da dikkatle ele alınması gerektiğini vurguluyor.
Otomatik puanlama sistemlerinin, ölçülmesi amaçlanan beceri yerine başka özelliklere ağırlık verme ihtimali bulunuyor. Örneğin bilimsel muhakemenin ölçülmesinin amaçlandığı bir değerlendirmede sistemin öğrencinin bilimsel düşüncesinden çok dil becerisini ödüllendirmesi, sonuçların geçerliliğini ve adaletini etkileyebilir.
Bu nedenle Stanford ve ETS uzmanları, yapay zekâ destekli değerlendirme sistemlerinde geçerlilik, adalet, şeffaflık ve insan denetiminin temel ilkeler olması gerektiğini savunuyor.
Son karar yine insanda olmalı
Stanford’un ortaya koyduğu yol haritasının temel mesajı, yapay zekâyı eğitimden uzaklaştırmak değil; teknolojinin ortaya çıkardığı yeni koşullara uygun bir değerlendirme sistemi oluşturmak.
Araştırmacılara göre bunu gerçekleştirmek yalnızca öğretmenlerin sorumluluğunda değil. Eğitimcilerin, araştırmacıların, teknoloji geliştiricilerinin, eğitim yöneticilerinin ve politika yapıcıların birlikte hareket etmesi gerekiyor.
Özellikle öğrencilerin geleceğini doğrudan etkileyen yüksek önem düzeyindeki kararlarda yapay zekâ bir destek aracı olarak kullanılabilse de, nihai sorumluluğun insanlarda kalması gerektiği vurgulanıyor.
Kaynak: Stanford University – Stanford Report / Stanford Accelerator for Learning, “Responsible Assessment in the AI Era”, 2026.




























