Cornell Üniversitesi araştırmacılarının geniş kapsamlı yeni çalışması, artan sıcaklıkların süt sığırlarında yalnızca üretim miktarını azaltmadığını, sütün yağ ve protein içeriğini de düşürdüğünü ortaya koydu. Araştırmaya göre süt kalitesindeki kayıp da hesaba katıldığında, sıcaklığın süt çiftçilerine verdiği ekonomik zarar neredeyse iki katına çıkıyor.
Küresel sıcaklıkların yükselmesi tarımsal üretim üzerinde giderek daha görünür sonuçlar yaratırken, iklim değişikliğinin süt sektörüne yönelik yeni bir etkisi daha ortaya çıktı. Cornell Üniversitesi öncülüğünde gerçekleştirilen araştırma, sıcaklık ve nem artışının süt ineklerinin yalnızca daha az süt vermesine neden olmadığını; üretilen sütün ekonomik açıdan en değerli bileşenleri arasında bulunan yağ ve protein oranlarını da azalttığını gösterdi.
29 Mayıs 2026’da Environmental Research Letters dergisinde çevrim içi yayımlanan çalışma, iklim değişikliği ile süt üretimi arasındaki ilişkiye farklı bir boyut kazandırıyor. Daha önceki araştırmalar yüksek sıcaklıkların süt verimini düşürdüğünü ortaya koymuştu. Yeni araştırma ise sıcaklığın sütün bileşimini de değiştirdiğini ve bunun çiftçilerin gelirinde önemli bir kayba yol açtığını gösteriyor.
6,5 milyon ineğin verileri incelendi
Araştırmanın kapsamı oldukça geniş. Bilim insanları, 2007-2016 yılları arasında yaklaşık 6,5 milyon süt ineğine ait üretim verilerini analiz etti. Bu veriler, ABD’nin 43 eyaletindeki aynı döneme ait sıcaklık ve nem kayıtlarıyla karşılaştırıldı. Hava koşulları yaklaşık 2,5 millik coğrafi alanlar düzeyinde incelendi.
Çalışmada yalnızca süt miktarı değil, sütün yağ ve protein içeriğindeki değişimler de ele alındı. Araştırmacılar böylece sıcaklık stresinin hem üretim hacmini hem de ürünün ekonomik değerini nasıl etkilediğini ölçmeye çalıştı.
Sonuçlar, sıcaklık ve nem belirli bir seviyeye ulaştığında ineklerin süt üretiminin hızlı biçimde azaldığını doğruladı. Ancak araştırmanın daha dikkat çekici sonucu, sütün yağ ve protein içeriğindeki bozulmanın süt miktarındaki düşüşten daha düşük sıcaklıklarda başlaması oldu.
Başka bir ifadeyle, hava henüz süt üretimini belirgin biçimde düşürecek kadar sıcak olmasa bile sütün kalitesi yavaş yavaş etkilenmeye başlayabiliyor.
Etki yalnızca sıcak yaz günleriyle sınırlı değil
Cornell SC Johnson College of Business bünyesindeki Dyson School of Applied Economics and Management’ta görev yapan araştırmanın kıdemli yazarı Ariel Ortiz-Bobea, süt verimindeki belirgin düşüşün genellikle sıcak yaz dönemlerinde görülmesine karşın süt bileşimindeki değişimin çok daha geniş bir sıcaklık aralığında ortaya çıkabildiğine dikkat çekiyor.
Bu bulgu, iklim değişikliğinin süt sektörü üzerindeki etkisinin daha önce hesaplanandan daha büyük olabileceğine işaret ediyor. Çünkü çiftçilerin kaybı yalnızca daha az süt üretmelerinden kaynaklanmıyor; aynı zamanda üretilen sütün yağ ve protein açısından daha düşük değere sahip olması da gelirlerini azaltıyor.
Bu durum özellikle ABD’de önemli. Çünkü süt üreticilerine yapılan ödemelerde yalnızca toplam süt miktarı değil, sütün yağ ve protein oranı da dikkate alınıyor. Dolayısıyla sıcaklığın süt bileşimini değiştirmesi doğrudan çiftçinin gelirine yansıyor.
Ekonomik zarar düşünüldüğünden çok daha büyük
Araştırmacıların hesaplamalarına göre sıcaklık-nem endeksindeki ortalama 10 puanlık artış, süt üretiminde yaklaşık yüzde 1,2’lik düşüşe yol açıyor.
Ancak sütün yağ ve protein içeriğindeki azalma da hesaba katıldığında, çiftçilerin yıllık gelir kaybı yaklaşık yüzde 2,8’e ulaşıyor. Araştırmacılar bunun ABD süt sektöründe yaklaşık 1,65 milyar dolarlık ekonomik kayba karşılık gelebileceğini hesapladı.
Bu sonuç çalışmanın en önemli bulgularından birini oluşturuyor: Sütün bileşimindeki bozulmadan kaynaklanan ekonomik zarar, sıcaklığın süt miktarında yarattığı kayıpla benzer büyüklüğe ulaşabiliyor.
Dolayısıyla yalnızca üretim miktarına bakıldığında iklim değişikliğinin süt sektörü üzerindeki gerçek ekonomik maliyetinin önemli bir bölümü gözden kaçabiliyor.
İneklerin sıcaklığa uyum sağladığına dair güçlü kanıt yok
Araştırmacılar ayrıca süt sığırlarının zaman içinde sıcak iklime karşı daha dirençli hale gelip gelmediğini de inceledi. Ancak farklı yaşlardaki inekler, farklı büyüklüklerdeki çiftlikler ve farklı bölgeler karşılaştırıldığında sıcaklığa verilen tepki açısından önemli farklılıklar bulunamadı.
Çalışmanın ilk yazarı ve doktora öğrencisi Jeisson Prieto’ya göre bugüne kadar görülen en belirgin uyum mekanizması hayvanların biyolojik olarak sıcaklığa dayanıklı hale gelmesinden çok, süt üretiminin coğrafi olarak daha serin bölgelere yönelmesi.
ABD’de New York ve Wisconsin gibi daha kuzeyde ve nispeten serin eyaletlerde çok sayıda süt ineğinin bulunması da bu yapısal uyumun örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Ancak küresel sıcaklıkların artmaya devam etmesi halinde bugün avantajlı görünen bölgelerde bile sıcaklık eşiklerinin gelecekte daha önemli hale gelebileceği belirtiliyor.
120 milyon üretim kaydı analiz edildi
Araştırmanın arkasında son derece büyük bir veri seti bulunuyor. Prieto’nun analizinde yalnızca süt üretimine ilişkin yaklaşık 120 milyon veri noktası kullanıldı. Veriler ABD Council on Dairy Cattle Breeding tarafından sağlandı ve günlük hava kayıtlarıyla bir araya getirildi.
Veri miktarının büyüklüğü nedeniyle araştırmacılar Cornell Center for Social Sciences’ın yüksek kapasiteli bilgi işlem altyapısından yararlandı. Araştırma ekibi gelecekte daha ayrıntılı günlük veriler kullanarak hangi ineklerin sıcaklığa karşı daha dayanıklı olduğunu belirlemeyi hedefliyor.
Bilim insanlarının üzerinde durduğu sorulardan biri de yüksek süt verimi ile sıcaklığa dayanıklılık arasında bir ödünleşim olup olmadığı. Başka bir ifadeyle, daha fazla süt veya daha yüksek protein ve yağ içeriği için yetiştirilen hayvanların sıcaklık stresine karşı daha hassas hale gelip gelmediğinin araştırılması gerekiyor.
Süt sektöründe yeni bir iklim riski
Cornell araştırması, iklim değişikliğinin tarım ve hayvancılık üzerindeki etkilerini değerlendirirken yalnızca “ne kadar üretildiğine” değil, “üretilen ürünün kalitesine” de bakılması gerektiğini ortaya koyuyor.
Sıcaklık artışı süt miktarını azaltırken aynı zamanda sütün ekonomik değeri yüksek bileşenlerini de düşürüyorsa, üreticilerin karşı karşıya kaldığı kayıp geçmiş tahminlerin önemli ölçüde üzerine çıkabilir.
Araştırmacılara göre bundan sonraki süreçte süt sektöründeki inovasyon çalışmalarının yalnızca daha yüksek verim elde etmeye değil, sıcaklık stresine daha dayanıklı hayvanların belirlenmesine ve yetiştirilmesine de odaklanması gerekebilir.
Araştırma, ABD Tarım Bakanlığı Ulusal Gıda ve Tarım Enstitüsü ile ABD Ulusal Bilim Vakfı’nın yapay zekâ araştırma programı tarafından desteklendi. Çalışmanın yazarları arasında Ariel Ortiz-Bobea ve Jeisson Prieto’nun yanı sıra Christopher Wolf, Kristan Reed ve Ziyi Lin de bulunuyor.




























