Harvard denildiğinde çoğu insanın zihninde dünyanın en tanınmış üniversitelerinden biri, seçkin akademisyenler, Nobel ödülleri ve tarihî kampüs binaları canlanıyor. Ancak Harvard’ın yaklaşık dört asır boyunca varlığını sürdürmesini, büyümesini ve dünyanın en etkili araştırma üniversitelerinden birine dönüşmesini sağlayan unsurlardan biri de arkasındaki sıra dışı mali yapı oldu.
Türkiye’de zaman zaman “Harvard Vakfı” olarak adlandırılan bu yapı, teknik olarak ayrı bir vakıf değil. Doğru ifade, Harvard Üniversitesi bağış fonu, İngilizce adıyla Harvard University Endowment. Üstelik ortada tek bir para havuzu da bulunmuyor. Harvard’ın bağış fonu, farklı dönemlerde ve farklı amaçlarla kurulmuş yaklaşık 14.765 ayrı fondan oluşuyor. Bu fonlar birlikte yatırıma yönlendirilse de her birinin kullanım şartları farklı olabiliyor.
30 Haziran 2025 itibarıyla Harvard bağış fonunun toplam değeri 56,9 milyar dolara ulaştı. Bu, yayımlanmış en güncel mali yıl sonu rakamı. Fon, 2025 mali yılında yüzde 11,9 yatırım getirisi sağladı ve üniversitenin bütçesine 2,5 milyar dolar aktardı. Bu dağıtım, Harvard’ın yıllık faaliyet gelirlerinin yüzde 37’sine karşılık geldi.
Ancak Harvard’ın mali hikâyesi yalnızca büyük rakamlardan ibaret değil. Bu hikâye; küçük bağışların yüzyıllar boyunca nasıl kalıcı kurumlar yaratabildiğini, yatırım hatalarının ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini, bağışçı iradesi ile üniversitenin ihtiyaçları arasındaki gerilimi ve servetin kaynağına ilişkin etik soruları da barındırıyor.
Bir sömürge kolejinin doğuşu
Harvard, 1636’da Massachusetts Körfezi Kolonisi’nin yasama organı olan Great and General Court’un kararıyla kuruldu. Kuruluşun temel amaçlarından biri, İngiltere’den Kuzey Amerika’ya gelen Püriten toplulukların din adamı ve eğitimli yönetici ihtiyacını karşılamaktı. Dolayısıyla Harvard, başlangıçta bugünkü anlamıyla geniş kapsamlı bir araştırma üniversitesi değil, koloninin dinî ve idari geleceğini güvence altına almayı amaçlayan küçük bir kolejdi.
Harvard’ın ilk yıllarında düzenli bir gelir yapısı yoktu. Koloni yönetiminin tahsisleri, yerel topluluklardan gelen katkılar, İngiltere’deki destekçilerden toplanan bağışlar ve ayni yardımlar kurumun ayakta kalmasını sağlıyordu. Para kadar kitap, arazi, bina malzemesi, tarım ürünü ve çeşitli eşyalar da önemliydi.
Bu dönemde sahneye, Harvard’a adını verecek olan genç Püriten din adamı John Harvard çıktı. Yaygın inanışın aksine John Harvard üniversitenin kurucusu değildi; okul onun bağışından önce kurulmuştu. Ancak 1638’de ölümünden sonra kütüphanesini ve mal varlığının yaklaşık yarısını koleje bırakarak kurumun ilk büyük bağışçısı oldu. Harvard’ın resmî tarih kayıtları, bağışlanan kütüphanede 400’ü aşkın kitap bulunduğunu belirtiyor. Kolej, bu bağışın anısına 1639’da Harvard College adını aldı.
John Harvard’ın bağışı bugünkü anlamda kurulmuş profesyonel bir yatırım fonu değildi. Bununla birlikte iki önemli geleneğin temelini attı: Üniversitenin özel hayırseverlik yoluyla desteklenmesi ve bağışçıların isimlerinin kurumun geleceğiyle özdeşleşmesi.
İlk kalıcı burs fonu: Üniversiteye giremeyen bir kadının bağışı
Harvard’ın mali tarihindeki en önemli erken gelişmelerden biri 1643’te gerçekleşti. İngiltere’de yaşayan Anne Radcliffe Mowlson, maddi imkânları sınırlı bir Harvard öğrencisinin desteklenmesi amacıyla 100 sterlin bağışladı.
Bağış belgesinde paranın mümkün olan en iyi yıllık geliri sağlayacak şekilde değerlendirilmesi ve elde edilen gelirin “yoksul bir öğrencinin” sürekli desteği için kullanılması isteniyordu. Bu yönüyle bağış, Harvard’ın bilinen ilk kalıcı burs fonu kabul ediliyor.
Bağışın tarihsel bir ironisi vardı: Anne Radcliffe Mowlson, kadın olduğu için bağış yaptığı kuruma öğrenci olarak kabul edilemezdi. Kadınların Harvard’la kurumsal düzeyde eğitim ilişkisi kurabilmesi için daha iki yüzyıldan fazla zaman geçmesi gerekecekti.
Fon ilk yıllarda Massachusetts koloni yönetiminin kontrolünde kaldı. 1713’te Harvard Corporation’a devredildi ve daha sonra üniversitenin genel kaynaklarıyla birleştirildi. 1893’te Harvard yönetimi, Lady Mowlson bursunu 5.000 dolarlık sermayeyle yeniden kurarak yıllık 200 dolarlık burs verilmesine karar verdi. Böylece 1643’teki bağış, yüzyıllar sonra bile Harvard’ın mali yardım sisteminin sembolik başlangıç noktası olmayı sürdürdü.
Bu bağış aynı zamanda bir bağış fonunun temel mantığını da ortaya koyuyordu: Ana para korunacak, yatırımdan elde edilen gelir belirlenen amaç için kullanılacaktı.
1650 Şartı ve “sonsuza kadar devam eden” kurum
Harvard’ın kurumsal ve mali sürekliliği açısından bir diğer dönüm noktası 1650 Harvard Şartı oldu. Dönemin Harvard Başkanı Henry Dunster tarafından hazırlanan şart, Harvard Corporation’ı oluşturdu.
Resmî adıyla President and Fellows of Harvard College, bir başkan, beş üye ve bir saymandan meydana geliyordu. Şart, kolejin yönetimi ile mülklerinin korunması görevini bu kuruma “sürekli ardıllık” ilkesiyle devrediyordu. Harvard bugün de esas olarak 1650 tarihli bu hukuki çerçeve altında faaliyet gösteriyor.
Harvard Corporation’ın kurulması, bağışların tek tek yöneticilere veya geçici koloni kurumlarına bağlı kalmadan tüzel bir yapı içinde korunabilmesini sağladı. Böylece bir bağışçının yüzyıllar önce belirlediği amacın, kurumun yöneticileri değişse bile sürdürülmesinin hukuki zemini oluştu.
Bu durum Harvard’ın bağış fonunun bugünkü çalışma biçiminde hâlâ görülüyor. Fonun yönetimindeki temel düşünce, mevcut yöneticilerin paranın gerçek sahibi olmadığı; kaynakların geçmiş bağışçılar, bugünkü üniversite topluluğu ve gelecek kuşaklar arasında bir emanet oluşturduğudur.
Büyümenin karanlık tarafı: Kölelik ekonomisiyle mali bağlantılar
Harvard’ın erken mali tarihini yalnızca hayırseverlik ve eğitim idealleri üzerinden anlatmak eksik olur. Üniversitenin 2022’de yayımladığı Harvard and the Legacy of Slavery raporu, Harvard’ın 17’nci, 18’inci ve 19’uncu yüzyıllarda kölelik sistemiyle doğrudan ve dolaylı mali ilişkiler kurduğunu ortaya koydu.
Rapora göre Harvard yöneticileri, öğretim üyeleri ve çalışanları, Massachusetts’te köleliğin sona erdiği 1783’e kadar 70’ten fazla insanı köleleştirdi. Köleleştirilen bazı kişiler üniversite yerleşkesinde çalıştı ve Harvard başkanlarıyla öğretim üyelerinin evlerinde yaşadı.
Üniversite ayrıca köle ticaretinden, Karayipler’deki şeker plantasyonlarından, köleleştirilmiş emeğe dayanan pamuk üretiminden ve bu sistemlerle bağlantılı ticaretten servet elde eden bağışçılardan önemli kaynaklar aldı. Harvard bir dönem Karayipler’deki şeker üreticilerine, rom imalatçılarına ve plantasyon tedarikçilerine kredi veren bir yatırımcı olarak da faaliyet gösterdi; daha sonra pamuklu tekstil, demiryolları ve gayrimenkul gibi alanlara yöneldi.
Harvard’ın kendi araştırmasına göre 19’uncu yüzyılın ilk yarısında özel kişiler tarafından üniversiteye bağışlanan veya taahhüt edilen paranın üçte birinden fazlası, servetlerini kölelikten veya köleleştirilmiş insanların ürettiği ürünlerden kazanan beş kişiden geldi. Bu bağışlar öğretim üyesi istihdamı, öğrenci desteği, bina yapımı, koleksiyonların geliştirilmesi ve Harvard’ın bölgesel bir kolejden ulusal ölçekte tanınan bir kuruma dönüşmesinde etkili oldu.
Harvard, 2022’de raporun önerilerini hayata geçirmek, araştırmaları sürdürmek ve kalıcı programlar oluşturmak amacıyla 100 milyon dolarlık bir kaynak ayırdı. Bu kaynağın bir bölümü doğrudan kullanılabilir fonlardan, bir bölümü ise çalışmaları gelecekte de destekleyecek kalıcı bir bağış fonundan oluşturuldu.
Bu bulgular, Harvard’ın bugünkü servetinin tamamının kölelik ekonomisinden geldiği anlamına gelmiyor. Ancak üniversitenin kurumsal yükselişinde ve erken sermaye birikiminde bu bağlantıların önemli bir rol oynadığını Harvard’ın kendisi de kabul ediyor.
Küçük kolejden milyar dolarlık kuruma
Harvard’ın bağış kaynakları 18’inci ve 19’uncu yüzyıllarda arazi, ticari varlıklar, tahviller, şirket hisseleri, profesörlük fonları, burslar ve miraslarla çeşitlendi. Üniversitenin fakülte ve okul sayısı arttıkça bağışların amaçları da farklılaştı.
Bazı bağışlar belirli bir profesörün maaşını karşılamak, bazıları kütüphane koleksiyonları oluşturmak, bazıları yeni binalar yapmak, bazıları da öğrencileri desteklemek için veriliyordu. Böylece Harvard’ın mali yapısı tek bir merkezî fondan çok, birbirinden farklı şartlara sahip binlerce fonun birleşimine dönüşmeye başladı.
20’nci yüzyılın ortalarına gelindiğinde üniversitenin büyüklüğü, bilimsel araştırmaların maliyeti ve yatırım piyasalarının karmaşıklığı geleneksel yönetim yöntemlerini yetersiz bırakıyordu. Harvard bağış fonu Nisan 1965’te ilk kez 1 milyar doların üzerine çıktı. Bu eşik, üniversitenin artık yalnızca büyük bir eğitim kurumu değil, aynı zamanda büyük ölçekli bir kurumsal yatırımcı hâline geldiğini gösteriyordu.
Harvard Management Company’nin kuruluşu
Harvard, bağış fonunun profesyonel ve bütüncül biçimde yönetilmesi amacıyla 1974’te Harvard Management Company’yi – HMC kurdu.
HMC, Harvard Üniversitesinin tamamına sahip olduğu, kâr amacı gütmeyen ayrı bir iştirak olarak yapılandırıldı. Tek görevi, Harvard’ın bağış fonunu ve ilgili mali varlıklarını yöneterek üniversitenin eğitim ve araştırma faaliyetlerine uzun vadeli kaynak sağlamaktı.
HMC’nin kurulmasıyla farklı fakülte ve programlara ait binlerce fon, hukuken ayrı kimliklerini ve kullanım şartlarını korurken yatırım açısından büyük bir ortak havuz içinde değerlendirilmeye başladı. Böylece ölçek ekonomisi oluşturuldu; daha geniş bir yatırım ekibi kurulabildi ve küçük fonların tek başlarına ulaşamayacağı yatırım araçlarına erişim sağlandı.
HMC, özellikle girişim sermayesi, doğal kaynaklar, gelişmekte olan piyasalar, serbest yatırım fonları ve doğrudan yatırımlar gibi alanlara erken dönemde giren kurumsal yatırımcılardan biri oldu. Şirketin kuruluşundan 30 Haziran 2025’e kadar Harvard bağış fonunun yıllıklandırılmış ortalama getirisi yaklaşık yüzde 11 olarak açıklandı. HMC aynı dönemde üniversiteye toplamda 46 milyar doların üzerinde kaynak dağıttı.
Harvard bağış fonu gerçekte nasıl çalışıyor?
Harvard bağış fonu, sanıldığı gibi üniversite yönetiminin dilediği zaman istediği amaç için kullanabileceği 56,9 milyar dolarlık bir banka hesabı değil.
Yaklaşık 14.765 fonun büyük bölümü bağışçılar tarafından belirli amaçlara tahsis edilmiş durumda. Toplam fon değerinin yaklaşık yüzde 80’i kısıtlı; yalnızca yaklaşık yüzde 20’si daha esnek biçimde kullanılabiliyor. Örneğin bir müze koleksiyonunu desteklemek için kurulmuş fonun geliri, fizik laboratuvarı kurmak veya üniversitenin genel bütçe açığını kapatmak için kullanılamıyor.
Ayrıca Harvard’ın 12 okulunun her biri, tarih boyunca kendi adına yapılan bağışlara göre toplam fonun belirli bir bölümüne sahip. Bu nedenle bağış fonunun bütçedeki ağırlığı okuldan okula değişiyor. 2025 mali yılında endowment dağıtımlarının gelirler içindeki payı Radcliffe Institute for Advanced Study’de yüzde 86’ya kadar çıkarken Harvard Business School’da yüzde 21 düzeyindeydi.
Her yıl fonun tamamı değil, yalnızca belirli bir kısmı üniversite bütçesine aktarılıyor. Harvard’ın genel hedefi, fonun piyasa değerinin yaklaşık yüzde 5–5,5’i oranında yıllık dağıtım yapmak. Kesin tutar Harvard Corporation tarafından belirleniyor. Amaç, üniversitenin bugünkü ihtiyaçlarını karşılarken fonun enflasyon karşısındaki satın alma gücünü korumak.
Harvard’ın uzun vadeli yatırım hesabında yaklaşık yüzde 5’lik yıllık dağıtım ile yaklaşık yüzde 3’lük enflasyon bir araya getiriliyor. Bu nedenle HMC, fonun reel değerini koruyabilmek için uzun vadede yaklaşık yüzde 8 nominal getiri hedefini temel ölçülerden biri olarak kullanıyor.
2008 krizi: Büyük servetin en ağır sınavı
Harvard bağış fonunun modern tarihindeki en sarsıcı dönem, 2008 küresel finans krizi oldu.
30 Haziran 2008’de 36,9 milyar dolar olan fonun değeri, bir yıl sonra 26 milyar dolara düştü. Fonun 2009 mali yılı yatırım getirisi eksi yüzde 27,3 olarak gerçekleşti. Değer kaybının tamamı yalnızca yatırım performansından kaynaklanmıyordu; üniversite bütçesine yapılan dağıtımlar ve yeni bağışlar da yıl sonu değerini etkiliyordu. Bununla birlikte yaklaşık 11 milyar dolarlık toplam değer düşüşü Harvard tarihinin en büyük mali darbelerinden biriydi.
Sorun yalnızca piyasa fiyatlarının düşmesi değildi. Harvard portföyünde özel sermaye, gayrimenkul ve doğal kaynaklar gibi hızla satılması zor yatırımların ağırlığı yüksekti. Aynı sırada üniversite, faaliyet bütçesi ve sermaye projeleri için nakde ihtiyaç duyuyordu. Bazı dış fon yöneticilerinin yatırımcıların para çekmesini sınırlandırması da likidite sorununu ağırlaştırdı.
Üniversitenin faiz oranı riskini yönetmek amacıyla yaptığı türev sözleşmeleri de zarar gördü. Faizlerin hızla gerilemesi, sözleşmelerin piyasa değerini düşürdü ve karşı taraflara daha fazla teminat yatırılması gerekti. Harvard yaklaşık 1,14 milyar dolarlık nominal değere sahip bazı faiz sözleşmelerini sonlandırdı ve bu işlemlerden 497,6 milyon dolar gerçekleşmiş zarar kaydetti. Likiditeyi güçlendirmek için 2009 mali yılında 1 milyar dolar vergiden muaf, 1,5 milyar dolar da vergilendirilebilir borç ihraç edildi.
Krizin üniversite faaliyetleri üzerinde de doğrudan sonuçları oldu. Bütçeler azaltıldı, işe alımlar yavaşlatıldı, maaş artışları donduruldu, 275’ten fazla çalışanı etkileyen işten çıkarmalar gerçekleştirildi ve Allston’daki büyük inşaat planları yavaşlatıldı.
2008 krizi Harvard’a, yüksek uzun vadeli getiri sağlayan varlıkların aynı zamanda ciddi likidite riski taşıyabileceğini gösterdi. Sonraki yıllarda nakit rezervleri, teminat yükümlülükleri, özel fon taahhütleri ve stres senaryoları çok daha yakından izlenmeye başladı.
2017’de köklü yeniden yapılanma
Kriz sonrasında toparlanma sağlansa da HMC’nin performansı ve karmaşık organizasyon yapısı hakkındaki tartışmalar devam etti. Harvard, bazı rakip üniversitelerin bağış fonlarının gerisinde kalan getiriler ve pahalı iç yönetim yapısı nedeniyle eleştiriliyordu.
2016’da HMC’nin başına getirilen N. P. “Narv” Narvekar, Ocak 2017’de kapsamlı bir dönüşüm programı açıkladı. HMC o tarihe kadar yatırımların bir bölümünü kendi bünyesindeki uzman ekiplerle, bir bölümünü dış fon yöneticileriyle yürütüyordu. Ayrıca ekipler hisse senedi, gayrimenkul veya doğal kaynak gibi varlık sınıflarına göre ayrı “silolar” hâlinde çalışıyordu.
Yeni modelde, portföyün tamamına odaklanan daha küçük bir genel yatırım ekibi oluşturuldu. İçeride yönetilen bazı serbest fon benzeri stratejiler kapatıldı, doğrudan gayrimenkul ekibinin dışarıda bağımsız bir yöneticiye dönüşmesi planlandı ve yaklaşık 230 kişilik HMC kadrosunun yarıya yakın azaltılacağı açıklandı.
Yeniden yapılanmanın temel amaçları yatırım kararlarını hızlandırmak, kurum içi rekabeti azaltmak, toplam portföy riskini daha iyi ölçmek, dışarıdaki en başarılı yatırım yöneticileriyle uzun vadeli ortaklıklar kurmak ve likit olmayan yatırımları daha kontrollü hâle getirmekti.
Dönüşüm 2020’de büyük ölçüde tamamlandı. Bugünkü HMC modeli, içerideki genel yatırım ekibinin dünya genelindeki 100’den fazla dış yatırım ortağıyla birlikte çalışmasına dayanıyor. Yatırım fırsatları yalnızca “hangi varlık sınıfına ait olduklarına” göre değil, Harvard’ın toplam portföyüne sağlayacakları risk ve getiri katkısına göre değerlendiriliyor.
2021: Rekor getiri yılı
Harvard bağış fonu, 30 Haziran 2021’de sona eren mali yılda tarihinin en güçlü performanslarından birini gösterdi.
Fonun yıllık getirisi yüzde 33,6 oldu ve toplam değeri 41,9 milyar dolardan 53,2 milyar dolara yükseldi. Aynı yıl üniversite bütçesine 2 milyar doların üzerinde kaynak aktarıldı.
En yüksek performans özel sermaye yatırımlarından geldi. HMC’nin 2021 raporuna göre özel sermaye portföyü yüzde 77, halka açık hisse senetleri yüzde 50, serbest yatırım fonları yüzde 16 ve gayrimenkul yatırımları yüzde 13 getiri sağladı.
Bununla birlikte 2021 sonucu, her yıl tekrarlanabilecek normal bir getiri olarak görülmemeli. Pandemi sonrasında uygulanan genişleyici para politikaları, düşük faizler, teknoloji şirketlerinin yükselişi ve özel şirket değerlemelerindeki artış aynı dönemde küresel varlık fiyatlarını olağanüstü biçimde destekledi.
Harvard da sonraki raporlarında tek bir yıllık performanstan çok, uzun dönemli getirilerin, likiditenin ve üniversitenin risk taşıma kapasitesinin esas alınması gerektiğini vurguladı.
2025 itibarıyla Harvard’ın yatırım portföyü
30 Haziran 2025 itibarıyla Harvard bağış fonunun açıklanan yatırım dağılımı şöyleydi:
| Varlık grubu | Portföydeki yaklaşık pay |
|---|---|
| Özel sermaye | %41 |
| Serbest yatırım fonları | %31 |
| Halka açık hisse senetleri | %14 |
| Gayrimenkul | %5 |
| Tahviller ve enflasyona endeksli tahviller | %4 |
| Diğer reel varlıklar | %3 |
| Nakit | %3 |
Yuvarlamalar nedeniyle oranların toplamı yüzde 100’ü bir miktar aşabiliyor.
Özel sermaye grubunun içinde satın alma fonları, büyüme sermayesi ve girişim sermayesi yatırımları bulunuyor. Harvard’ın erken aşama teknoloji şirketlerine ve girişim sermayesine uzun yıllardır yatırım yapması, portföyün uzun vadeli büyüme potansiyelini artırıyor. Ancak bu yatırımların günlük piyasa fiyatları bulunmadığı ve hızla satılamadığı için değerleme ve likidite riskleri de taşıyor.
Serbest yatırım fonlarının önemli bir kısmı, hisse senedi piyasalarından bağımsız veya düşük bağlantılı getiri sağlamaya çalışan stratejilerden oluşuyor. HMC bu yatırımları yalnızca getiri kaynağı olarak değil, piyasa düşüşlerinde oynaklığı azaltan ve gerektiğinde likidite sağlayan bir araç olarak görüyor.
HMC, 2025 raporunda üniversitenin risk taşıma kapasitesini dikkate alarak hisse senedi riskini ölçülü biçimde artırmaya başladığını açıkladı. Aynı zamanda özel sermaye ve gayrimenkul yatırımlarının bir bölümünü ikincil piyasalarda satarak portföyün bileşimini düzenlemeyi sürdürüyor. HMC’ye göre bu işlemler zorunlu nakit ihtiyacından değil, aktif portföy yönetiminden kaynaklanıyor.
56,9 milyar dolar ne için kullanılıyor?
Harvard’ın bağış fonu, üniversitenin yalnızca finansal güvenlik yastığı değil; günlük faaliyetlerinin temel finansman kaynaklarından biri.
2025 mali yılında Harvard’ın faaliyet giderleri yaklaşık 6,8 milyar dolar oldu. Bağış fonundan aktarılan 2,5 milyar dolar, üniversitenin faaliyet gelirlerinin yüzde 37’sini karşıladı. Geri kalan bölümün öğrenim gelirleri, araştırma fonları, doğrudan kullanılabilen bağışlar ve diğer gelirlerle finanse edilmesi gerekti.
Fonların en büyük kullanım alanları arasında öğretim üyesi maaşları ve profesörlükler, lisans ve lisansüstü öğrenci yardımları, araştırma programları, kütüphaneler, müzeler, akademik merkezler, öğrenci faaliyetleri ve kampüs tesisleri bulunuyor.
Harvard, 2025 mali yılında lisans ve lisansüstü öğrencilere 750 milyon doların üzerinde burs ve mali yardım sağladı. Harvard College öğrencilerinin yaklaşık yüzde 55’i ihtiyaca dayalı burs aldı; lisans öğrencilerine sağlanan yıllık destek 2005’te yaklaşık 80 milyon dolarken 2025’te 250 milyon doların üzerine çıktı.
2025–2026 akademik yılından itibaren yıllık aile geliri 100 bin doların altında olan uygun öğrencilerin öğrenim, konaklama ve yemek dâhil Harvard College giderlerinin karşılanması; aile geliri 200 bin doların altında olan öğrenciler için ise en azından öğrenim ücretinin tamamen karşılanması politikası uygulamaya konuldu. Bu desteklerin sürdürülebilirliğinde bağış fonu önemli rol oynuyor.
Büyük bağışların dönüştürücü etkisi
Modern dönemde Harvard’a yapılan büyük bağışlar yalnızca fonun toplam değerini artırmadı; bazı akademik birimlerin kurumsal yönünü de değiştirdi.
2014’te Morningside Foundation, merhum T. H. Chan’ın anısına Harvard School of Public Health’e 350 milyon dolar bağışladı. O tarihte Harvard tarihinin en büyük bağışı olan bu kaynak bütünüyle okulun bağış fonuna eklendi. Okulun adı Harvard T. H. Chan School of Public Health olarak değiştirildi; kaynak araştırma, eğitim, öğrenci yardımları ve diğer akademik öncelikler için kullanılmaya başlandı.
Bir yıl sonra yatırımcı ve Harvard Business School mezunu John A. Paulson, School of Engineering and Applied Sciences için 400 milyon dolarlık bir bağış yaptı. Bu bağış o tarihte üniversite tarihinin en büyük tek bağışıydı ve okul Harvard John A. Paulson School of Engineering and Applied Sciences adını aldı.
Bu örnekler, büyük bağışların yalnızca isim hakkı sağlamadığını; yeni öğretim üyelerinin işe alınması, araştırma programlarının oluşturulması, öğrenci desteği ve uzun vadeli akademik planlamanın finanse edilmesi gibi kalıcı sonuçlar doğurduğunu gösteriyor.
Fosil yakıtlar ve sürdürülebilir yatırım tartışması
Harvard bağış fonunun yatırım politikası uzun yıllar öğrenci grupları, öğretim üyeleri ve iklim aktivistlerinin baskısıyla karşılaştı. Tartışmanın merkezinde fosil yakıt şirketlerinden tamamen çıkılması talebi bulunuyordu.
Harvard, 2020’de bağış fonu portföyünün sera gazı emisyonlarını 2050’ye kadar net sıfıra indirme hedefini açıkladı. HMC, bunun ABD’deki üniversite bağış fonları arasında açıklanan ilk net sıfır portföy taahhüdü olduğunu belirtiyor.
Üniversite yönetimi 2021’de HMC’nin yeni petrol, doğal gaz veya kömür rezervleri arayan ya da geliştiren şirketlerde doğrudan yatırımı bulunmadığını ve gelecekte de bu tür doğrudan yatırımlar yapmayı planlamadığını açıkladı. Bununla birlikte Harvard’ın dışarıdan yönetilen eski özel fonlar aracılığıyla dolaylı fosil yakıt pozisyonları bulunuyordu; bu yatırımlar fon yöneticileri varlıkları sattıkça zaman içinde sona ermek üzere bırakıldı.
Dolayısıyla Harvard’ın politikası basit bir “bir günde bütün fosil yakıt varlıklarını satma” kararından ziyade, doğrudan yatırımları durdurma, eski dolaylı yatırımların sona ermesini bekleme ve portföyün toplam karbon etkisini azaltma yaklaşımına dayanıyor.
Yeni vergi dönemi
ABD’de büyük özel üniversitelerin yatırım gelirlerine yönelik federal vergi ilk olarak 2017 tarihli Tax Cuts and Jobs Act ile getirildi. Vergi 2019’dan itibaren belirli üniversitelerin net yatırım gelirlerine yüzde 1,4 oranında uygulanmaya başlandı.
4 Temmuz 2025’te yasalaşan düzenlemeyle sistem kademeli hâle getirildi. Öğrenci başına düşen yatırım varlıklarının büyüklüğüne göre oranlar yüzde 1,4, yüzde 4 ve yüzde 8 olarak belirlendi. Harvard, en yüksek yüzde 8’lik dilimde yer alıyor.
Harvard, yeni oranın mali etkisinin 2026 mali yılı bilançolarında görülmeye başlayacağını, yeni orana göre ilk ödemelerin ise 2027 mali yılında yapılacağını belirtiyor. Üniversitenin, ABD Hazine Bakanlığının uygulama ayrıntılarına ilişkin ek düzenlemelerini beklemekle birlikte, yıllık vergi yükünün yaklaşık 300 milyon dolar düzeyine ulaşabileceğini tahmin ettiği açıklandı. Bu rakam kesinleşmiş bir vergi tutarı değil, Harvard yönetiminin mevcut kurallara dayanan tahmini.
Verginin önemi, yalnızca fonun toplam büyüklüğünü azaltmasından kaynaklanmıyor. Vergi, üniversite bütçesine yapılabilecek gelecekteki dağıtımları da etkileyebileceği için burslar, araştırmalar ve öğretim faaliyetleri üzerinde uzun vadeli baskı oluşturabilir.
Büyük fon, sınırsız kaynak anlamına gelmiyor
Harvard’ın 56,9 milyar dolarlık fonu, üniversiteyi birçok kuruma kıyasla olağanüstü güçlü kılıyor. Ancak bu büyüklük Harvard’ın hiçbir mali sorun yaşamayacağı anlamına gelmiyor.
Üniversite 2025 mali yılını 6,7 milyar dolarlık faaliyet geliri karşısında 113 milyon dolarlık faaliyet açığıyla kapattı. Federal araştırma ödemelerindeki kesintiler, yükselen maliyetler ve yaklaşan bağış fonu vergisi nedeniyle işe alımlar donduruldu, bazı maaş artışları ertelendi ve gerekli görülmeyen sermaye projeleri yavaşlatıldı.
Bu durum, bağış fonunun neden bütçe açıklarını kapatmak için sınırsız biçimde kullanılamayacağını gösteriyor. Fonların çoğu belirli amaçlara bağlı; ayrıca anaparanın büyük bölümünü harcamak gelecekteki yatırım gelirini ve sonraki kuşaklara yapılabilecek dağıtımları azaltır.
Harvard’ın karşı karşıya olduğu temel mali denge şudur: Bugünkü araştırmaları, öğrencileri ve çalışanları yeterince desteklemek; fakat bunu yaparken gelecek kuşaklara bırakılması gereken sermayeyi tüketmemek.
Harvard modelinin güçlü yanları
Harvard bağış fonunun en önemli avantajı, çok uzun bir yatırım ufkuna sahip olması. Üniversitenin belirli bir emeklilik tarihi veya fonun tasfiye edileceği bir vade bulunmuyor. Bu nedenle HMC kısa vadeli piyasa dalgalanmalarına dayanabilecek yatırımlara yönelebiliyor.
İkinci avantaj, ölçek. Yaklaşık 57 milyar dolarlık sermaye, Harvard’a dünyanın önde gelen özel sermaye, girişim sermayesi ve serbest yatırım fonu yöneticilerine erişme imkânı veriyor.
Üçüncü avantaj, düzenli bağışlar ve yeni fon girişleri. Mezunlar ve hayırseverler tarafından yapılan yeni bağışlar, yatırım getirilerinin yanında fonun büyümesini destekliyor.
Dördüncü avantaj ise gelir çeşitlendirmesi. Endowment, öğrenim ücretleri ve kamu araştırma fonlarından bağımsız bir gelir kaynağı oluşturarak üniversitenin ekonomik ve siyasi dalgalanmalara karşı dayanıklılığını artırıyor.
Modelin zayıf yönleri ve riskleri
Harvard modelinin en belirgin riski, portföyün büyük bölümünün özel sermaye ve diğer likit olmayan varlıklarda bulunması. Bu yatırımlar yüksek getiri sağlayabilir; ancak kriz dönemlerinde hızlı ve uygun fiyatla satılmaları zor olabilir.
İkinci risk değerleme belirsizliği. Halka açık hisselerin fiyatı her gün piyasada oluşurken özel şirketlerin ve bazı gayrimenkullerin değerleri belirli aralıklarla yapılan tahminlere dayanıyor. Piyasa koşulları kötüleştiğinde açıklanan değerler gerçek satış fiyatlarını hemen yansıtmayabilir.
Üçüncü risk, üniversitenin endowment gelirine artan bağımlılığı. Fon dağıtımlarının bütçenin yaklaşık yüzde 37’sini karşılaması büyük bir güç sağlıyor; fakat uzun süreli düşük getiriler üniversite bütçesini doğrudan etkileyebilir.
Dördüncü risk, siyasi ve düzenleyici baskı. Vergi oranlarının yükselmesi, yatırım politikalarına yönelik kamuoyu tartışmaları ve üniversitelerin vergi ayrıcalıklarının sorgulanması, fonun gelecekteki net gelirini azaltabilir.
Son olarak etik risk bulunuyor. Bağışların ve yatırımların kaynağı; fosil yakıtlar, insan hakları, savaş, kölelik mirası ve bağışçıların üniversite üzerindeki etkisi gibi konular Harvard’ın yalnızca yatırım getirilerini değil, kurumsal değerlerini de hesaba katmasını gerektiriyor.
Harvard bağış fonunun önemli dönüm noktaları
| Yıl | Gelişme |
|---|---|
| 1636 | Harvard College, Massachusetts Körfezi Kolonisi tarafından kuruldu. |
| 1638 | John Harvard kütüphanesini ve mal varlığının yaklaşık yarısını koleje bıraktı. |
| 1639 | Kolej, bağışçısının anısına Harvard College adını aldı. |
| 1643 | Anne Radcliffe Mowlson, Harvard’ın ilk kalıcı burs fonu kabul edilen 100 sterlinlik bağışı yaptı. |
| 1650 | Harvard Corporation’ı oluşturan Harvard Şartı kabul edildi. |
| 1713 | Mowlson burs fonu koloni yönetiminden Harvard Corporation’a devredildi. |
| 1965 | Harvard bağış fonu ilk kez 1 milyar doları aştı. |
| 1974 | Harvard Management Company kuruldu. |
| 2008 | Fon 36,9 milyar dolarlık kriz öncesi büyüklüğe ulaştı. |
| 2009 | Yüzde 27,3 negatif getiri sonrasında fon değeri 26 milyar dolara geriledi. |
| 2014 | T. H. Chan School of Public Health için 350 milyon dolarlık bağış yapıldı. |
| 2015 | John A. Paulson mühendislik okulu için 400 milyon dolar bağışladı. |
| 2017 | HMC’nin organizasyon ve yatırım modeli köklü biçimde yeniden yapılandırılmaya başlandı. |
| 2020 | Harvard, bağış fonu portföyü için 2050 net sıfır emisyon hedefini açıkladı. |
| 2021 | Fon yüzde 33,6 getiriyle 53,2 milyar dolara ulaştı. |
| 2022 | Harvard, kölelik mirası raporunun önerileri için 100 milyon dolarlık kaynak ayırdı. |
| 2025 | Fon yüzde 11,9 getiriyle 56,9 milyar dolara ulaştı ve üniversiteye 2,5 milyar dolar dağıttı. |
| 2026–2027 | Yeni yüzde 8’lik federal yatırım geliri vergisinin mali etkileri görülmeye başlayacak. |
Sonuç: Harvard’ın asıl gücü yalnızca 56,9 milyar dolar değil
Harvard bağış fonunun hikâyesi, 1638’de bırakılan kitaplar ve küçük bir mirasla başladı. 1643’te başka bir kıtada yaşayan bir kadının yoksul bir öğrenci için verdiği 100 sterlin, yaklaşık dört yüzyıl sonra hâlâ devam eden kalıcı fon düşüncesinin ilk örneklerinden biri oldu.
Zaman içinde Harvard’ın fonu, bağışlar, yatırımlar, bileşik getiriler ve profesyonel yönetim sayesinde dünyanın en büyük üniversite bağış fonuna dönüştü. Fakat bu büyüme kesintisiz ve kusursuz değildi. Fonun tarihi; kölelik ekonomisinden gelen servetleri, büyük piyasa kayıplarını, likidite krizlerini, yanlış risk hesaplarını ve kurumsal yeniden yapılanmaları da içeriyor.
Harvard’ın en önemli başarısı, yalnızca 56,9 milyar dolarlık bir servet biriktirmiş olması değil. Asıl başarı, farklı yüzyıllarda yapılan binlerce bağışı ortak bir yatırım sistemi içinde bir araya getirerek her yıl milyarlarca doları eğitime, araştırmaya ve öğrenci desteğine aktarabilen kalıcı bir mali mekanizma kurması.
Bununla birlikte fonun büyüklüğü Harvard’a sınırsız hareket özgürlüğü sağlamıyor. Bağışçıların koyduğu şartlar, kuşaklar arası adalet ilkesi, yatırım riskleri, etik sorumluluklar ve artan vergiler üniversitenin kullanabileceği kaynakları sınırlandırıyor.
Harvard bağış fonunun gelecekteki başarısı bu nedenle yalnızca yatırım getirileriyle ölçülmeyecek. Fonun gerçek sınavı; geçmişinin tartışmalı yönleriyle yüzleşirken, bugünkü ihtiyaçları karşılamak ve gelecek yüzyılların öğrencilerine aynı imkânları bırakmak arasında sürdürülebilir bir denge kurup kuramayacağı olacak.




























