Yapay Zekânın Enerji İhtiyacını Arttırması İnovasyonu Tetikleyecek

Yapay zekânın hızla yaygınlaşması, dünya genelinde elektrik talebini artırarak ciddi bir sürdürülebilirlik sorunu yaratıyor. Stanford Üniversitesi’nden Prof. Will Chueh’e göre yapay zekâ yalnızca bu sorunun kaynağı değil; enerji teknolojilerinin geliştirilmesini ve uygulamaya geçirilmesini hızlandırarak çözümün önemli bir parçası da olabilir.

Yapay zekâ teknolojilerindeki hızlı büyüme, veri merkezlerinin ve gelişmiş bilgi işlem sistemlerinin enerji ihtiyacını artırıyor. Stanford Üniversitesi Precourt Enerji Enstitüsü Direktörü Prof. Will Chueh, yükselen elektrik talebinin geçmişte yaşanan enerji krizlerinde olduğu gibi yeni teknolojik atılımları teşvik edebileceğini düşünüyor.

Chueh, enerji sektörünün 1973 petrol ambargosunun ardından küresel ölçekte büyük bir dönüşüm geçirdiğini hatırlatıyor. Bugünkü enerji sisteminin temel unsurları arasında bulunan lityum iyon bataryalar, güneş enerjisi teknolojileri ve enerji verimliliği çalışmalarının önemli bölümü bu dönemde ivme kazandı.

Kendi enerji araştırmalarına 2000’li yılların başında başladığını belirten Chueh, o dönemde batarya ve güneş enerjisi maliyetlerinin hızla düşmeye başladığını ifade ediyor. Stanford’daki kariyeri boyunca, 30 yıl önce ekonomik açıdan uygulanamaz görülen birçok çözümün günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçasına dönüştüğüne tanıklık ettiğini söylüyor.

“Zorunluluk inovasyonu harekete geçirebilir”

Chueh’e göre benzer bir dönüşüm bugün yapay zekâ alanında yaşanıyor. Yapay zekânın giderek daha fazla elektrik tüketmesi önemli bir sorun yaratırken, bu zorunluluk aynı zamanda enerji üretimi, depolama ve dağıtımında yeni teknolojilerin geliştirilmesini hızlandırabilir.

Precourt Enerji Enstitüsünün vizyonunu “dünyadaki herkes için sürdürülebilir, ekonomik ve güvenli enerji” olarak tanımlayan Chueh, bu hedeflerin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini vurguluyor.

Enerji sistemlerinin çevreye zarar vermeden geliştirilmesi gerektiğini belirten Chueh, bununla birlikte ekonomik büyüme, güvenlik ve toplumsal refahın da korunması gerektiğine dikkat çekiyor.

Üniversiteler riskli fikirlerin denenmesini sağlıyor

Chueh, Stanford’un enerji alanındaki yenilikleri hızlandırabilecek özel bir konuma sahip olduğunu belirtiyor. Bunun ilk nedeninin üniversitenin dünyanın farklı bölgelerinden yetenekli öğrencileri ve genç araştırmacıları bünyesine çekmesi olduğunu söylüyor.

Öğrencileri inovasyonun temel taşı olarak nitelendiren Chueh, kariyerlerinin başlangıcındaki araştırmacıların yeni fikirlere daha açık olduklarını ve henüz yerleşmiş düşünce kalıplarıyla sınırlanmadıklarını ifade ediyor.

Üniversitelerin ikinci önemli avantajı ise şirketlerin ekonomik risk nedeniyle yatırım yapamayacağı uzun vadeli ve belirsiz araştırmaların yürütülebilmesi. Chueh’e göre bu tür projelerde her 10 ya da 100 fikirden yalnızca biri başarılı olabilir. Ancak başarılı olan çalışmalar, kuantum bilişim, yapay zekâ ve sürdürülebilir enerji teknolojilerinde olduğu gibi büyük sıçramalar yaratabilir.

Yapay zekâ ile enerji araştırmaları birleşiyor

Stanford’un farklı bilim alanlarından araştırmacıları bir araya getiren yapısının da önemli olduğunu belirten Chueh, yaklaşık 10 yıl önce bilgisayar bilimleri profesörü Stefano Ermon ile başlattığı çalışmaları örnek gösteriyor.

Enerji bilimi ile yapay zekâyı bir araya getiren iki araştırmacı, kendi alanlarında tek başlarına geliştiremeyecekleri yöntemler üzerinde çalışmaya başladı. Chueh’e göre disiplinler arası iş birlikleri, enerji sistemlerinin daha hızlı ve verimli biçimde geliştirilmesinin önünü açıyor.

Chueh’in laboratuvarı bir yandan yapay zekânın artan elektrik ihtiyacını karşılayabilecek temel enerji teknolojileri üzerinde çalışıyor. Yapay zekânın elektriği ekonomik üretkenliğe dönüştürdüğünü belirten Chueh, bu nedenle gelecekte daha fazla elektrik üretimine ihtiyaç duyulacağını söylüyor.

Ancak bu elektriğin çevresel açıdan sürdürülebilir, toplumun tüm kesimleri için erişilebilir ve küresel güvenliği destekleyecek biçimde üretilmesi gerektiğini vurguluyor.

Yapay zekâ enerji çözümlerini hızlandırabilir

Araştırmaların diğer yönünü ise yapay zekânın enerji sistemlerini geliştirmek amacıyla kullanılması oluşturuyor.

Yapay zekâ, yeni fikirlerin teknolojik çözümlere dönüştürülmesini daha hızlı ve daha düşük maliyetli hale getirebiliyor. Araştırmacılar, yapay zekâdan yararlanarak yeni enerji malzemelerinin keşfini, batarya tasarımını ve enerji teknolojilerinin ticari ölçekte uygulanmasını hızlandırmayı hedefliyor.

Stanford’un girişimcilik ekosisteminin bu süreçte önemli bir rol oynadığını belirten Chueh, Precourt Enerji Enstitüsünün son 20 yılda onlarca enerji girişiminin ortaya çıkmasına katkıda bulunduğunu ifade ediyor. Üniversitelerde geliştirilen bilimsel çalışmaların şirketler aracılığıyla gerçek dünyada kullanıma sunulmasını son derece önemli bulduğunu söylüyor.

Üniversitelerin temel çıktısı insan ve inovasyon

Chueh’e göre üniversitelerin temel görevi eğitim ve araştırma yürütmek. Eğitimin en önemli çıktısını yetişmiş insanlar, araştırmanın çıktısını ise bilimsel bilgi ve inovasyon oluşturuyor.

Stanford Mühendislik Fakültesinin eski yöneticilerinden ve üniversitenin eski rektör yardımcısı Fred Terman dönemine dikkat çeken Chueh, Silikon Vadisi’nin gelişiminde üniversitenin belirleyici bir rol oynadığını hatırlatıyor.

Intel, Sun Microsystems ve Hewlett-Packard gibi teknoloji şirketlerinin Stanford çevresinde gelişen inovasyon ortamından doğduğunu belirten Chueh, bu şirketlerin ortaya koyduğu teknolojilerin insanların yaşamını önemli ölçüde değiştirdiğini ifade ediyor.

Chueh, günümüzün temel sorusunun benzer ölçekte etkili şirketlerin ve çözümlerin yeniden nasıl ortaya çıkarılabileceği olduğunu söylüyor. Bunun yolunun Stanford’un bilimsel araştırma, disiplinler arası iş birliği ve girişimcilik kültürünü gerçek dünya sorunlarına yönlendirmekten geçtiğini belirtiyor.

PAYLAŞ
Kariyerim Dergisi, Türkiye kampüslerinin sesi ve mecrası olmak için kurulmuş üniversite ve kariyer odaklı bir dergi ve web platformudur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here