Birleşik Krallık 2026 yazının beşinci sıcak hava dalgasıyla karşı karşıya kalırken, “Aşırı sıcaklar artık yeni normal mi?” sorusu yeniden gündemde. Oxford Üniversitesi Atmosfer, Okyanus ve Gezegen Fiziği Başkanı Prof. Myles Allen’a göre asıl sorun, bugünkü koşulların yeni ve değişmez bir normale dönüşmesi değil. İklim hâlâ ısınmaya devam ediyor ve özellikle belirli sıcaklık eşiklerinin aşılması açısından riskler ortalama sıcaklıklardaki artıştan çok daha hızlı büyüyebiliyor.
İngiltere’de art arda yaşanan sıcak hava dalgaları, iklim değişikliğinin günlük yaşam üzerindeki etkilerini giderek daha görünür hale getiriyor. Ancak Oxford Üniversitesi’nden Prof. Myles Allen, mevcut koşulları “yeni normal” olarak tanımlamanın yanıltıcı olabileceğini düşünüyor.
Allen’a göre küresel iklim değişikliği tamamlanmış bir süreç değil. Tam tersine, atmosfere sera gazı eklenmeye devam ettiği sürece dünya da ısınmaya devam edecek. Büyük ölçekli sıcaklık değişimlerine bakıldığında, rastlantısal hava dalgalanmaları hesaba katıldıktan sonra birçok bölge ve mevsimde sıcaklıkların 1980’lerden bu yana yaklaşık doğrusal bir eğilimle yükseldiği görülüyor.
Ortalama sıcaklık yavaş, aşırı sıcak riski çok daha hızlı artabiliyor
Oxford’lu bilim insanının üzerinde durduğu en dikkat çekici nokta, ortalama sıcaklıktaki artış ile aşırı sıcak olaylarının görülme sıklığındaki artışın aynı hızda ilerlememesi.
Ortalama sıcaklıklar yaklaşık doğrusal bir eğilimle yükselse bile, belirli bir sıcaklık seviyesinin aşılma ihtimali çok daha hızlı artabiliyor.
Örneğin bir bölgede 31°C’nin aşılma ihtimali 30°C’nin aşılma ihtimalinin yarısıysa, 32°C’nin aşılma ihtimali de 31°C’ye göre yeniden yarıya düşebilir. Aşırı olayların olasılıklarının sıcaklık yükseldikçe bu şekilde hızla azalması, iklimde görece küçük bir sıcaklık kaymasının bile belirli eşiklerin aşılma sıklığında büyük değişiklikler yaratabilmesine neden oluyor.
Allen’ın değerlendirmesine göre günlük sıcaklık dağılımının tamamı yukarı doğru kaydıkça, daha önce seyrek görülen sıcaklık eşiklerinin aşılma olasılığı üstel biçimde artabiliyor.
Bu nedenle insanların günlük hayatında hissettiği iklim değişikliği, ortalama sıcaklık grafiklerinden çok daha hızlı ilerliyormuş gibi görünebiliyor.
30 derece eşiği neden önemli?
Bu durum yalnızca meteorolojik bir ayrıntı değil.
Çocukların, okulların, sağlık sistemlerinin veya işletmelerin karşılaştığı sorunlar çoğu zaman yıllık ortalama sıcaklıktan değil, belirli eşiklerin aşılmasından kaynaklanıyor.
Oxford Üniversitesi’nin verdiği örnekte bir okul, ortalama yaz sıcaklığı nedeniyle değil, günlük sıcaklığın 30°C’yi aşması beklendiğinde kapanabiliyor. Dolayısıyla toplum açısından kritik olan, ortalamaların ne kadar değiştiğinden çok bu eşiklerin ne sıklıkla aşılmaya başladığı olabiliyor.
Prof. Allen bu ayrımı şöyle özetliyor: Sıcaklık eşiklerine duyarlı insanlar veya işletmeler açısından iklim değişikliğinin etkileri yaklaşık üstel biçimde büyüyebilirken, ortalama sıcaklıklara duyarlı sistemlerde değişim daha doğrusal görünüyor.
Oxford aşırı hava olaylarının olasılığını yeniden inceliyor
Aşırı hava olaylarının iklim değişikliğiyle ilişkilendirilmesi, iklim biliminin en karmaşık çalışma alanlarından biri.
Oxford Üniversitesi bu konuda uzun süredir çok sayıda farklı hava senaryosunun bilgisayar modelleriyle tekrar tekrar çalıştırıldığı büyük topluluk — large ensemble — modellemeleri kullanıyor. Üniversitenin climateprediction.net projesi de yıllardır bu yaklaşımın geliştirilmesine katkı sağlıyor.
Daha yakın dönemde ise Oxford’dan Dr. Nicholas Leach ve çalışma arkadaşları, Avrupa Orta Vadeli Hava Tahminleri Merkezi’nin (ECMWF) günlük hava tahmin sistemini aşırı olayların incelenmesinde kullanmaya başladı.
Bunun önemli bir avantajı bulunuyor: ECMWF sistemleri birçok klasik iklim modeline göre daha yüksek çözünürlükte çalışıyor ve gerçek hava koşullarıyla her gün karşılaştırılarak sınanıyor.
Modeller aşırı olayların ihtimali konusunda aynı şeyi söylemiyor
Oxford’da doktora çalışmalarını sürdüren Olivia Vashti-Ayim de farklı modellerin çok aşırı hava olaylarının görülme ihtimalini nasıl hesapladığını karşılaştırıyor.
Araştırmasında, ECMWF hava tahmin sistemi ile aşırı olayların iklim değişikliğine atfedilmesinde yaygın olarak kullanılan bazı iklim ve istatistik modelleri arasında dünyanın birçok bölgesinde önemli farklılıklar bulundu.
Oxford’un aktardığına göre ECMWF sistemi genel olarak daha “kalın kuyruklu” olasılık dağılımları üretiyor. Bunun anlamı, çok aşırı olayların görülme olasılığının bazı diğer modellerin tahmin ettiği kadar hızlı azalmaması.
Bu farklılık, belirli bir sıcaklık artışının aşırı olayların olasılığını ne ölçüde yükselttiğini hesaplamada önemli sonuçlar doğurabiliyor.
“Bu olay iklim değişikliği olmadan imkânsızdı” demek her zaman kolay değil
Allen, aşırı hava olaylarının iklim değişikliğine bağlanmasında kullanılan dil konusunda da dikkatli olunması gerektiğini belirtiyor.
İklim değişikliğini bir zarın belirli bir sayıyı getirme ihtimalini artırmasına benzetmek mümkün. Ancak gerçekleşen bir aşırı hava olayının, insan kaynaklı iklim değişikliği olmasaydı kesinlikle meydana gelmeyeceğini söylemek daha zor bir bilimsel iddia.
Çünkü bilim insanları yalnızca gerçekleşen iklimi gözlemleyebiliyor. Geçmiş sera gazı emisyonlarının olmadığı alternatif bir dünyanın iklimi ise doğrudan gözlemlenemiyor; ancak modeller aracılığıyla tahmin edilebiliyor.
Bu nedenle Oxford’daki çalışmalar, iklim değişikliğinin aşırı olayların görülme ihtimalini nasıl değiştirdiğini daha doğru hesaplayabilecek tahmin sistemleri geliştirmeye odaklanıyor.
Avrupa’daki ısınmada hava kirliliğinin azalmasının da etkisi var
Allen, Avrupa’da son yıllarda gözlenen ısınmanın bir miktar hızlanmış olabileceğine de dikkat çekiyor.
Bunun nedenlerinden biri, geçmişte sis ve asit yağmurlarına yol açan hava kirleticilerinin azaltılması. Bu kirleticiler aynı zamanda sera gazlarının ısıtıcı etkisinin bir bölümünü maskeleyebiliyordu.
Ancak Oxford’daki çalışmalar, sıcaklık eğilimindeki bu olası hızlanmanın henüz oldukça zor tespit edildiğini ve genel ısınma eğrisinin hâlâ doğrusal bir yükselişe çok yakın göründüğünü ortaya koyuyor.
Dolayısıyla aşırı sıcakların daha hızlı artıyormuş gibi hissedilmesinin temel nedenini yalnızca ortalama ısınmanın hızlanmasıyla açıklamak mümkün değil.
Oxford: “Yeni normal” ifadesi yanıltıcı
Prof. Allen’ın değerlendirmesindeki en güçlü uyarılardan biri de “yeni normal” kavramıyla ilgili.
Bugünkü sıcak hava dalgalarını yeni ve kalıcı bir iklim dengesi gibi görmek, gelecekte bundan daha kötü koşulların ortaya çıkmayacağı izlenimini yaratabilir.
Oysa sıcaklık artışı devam ettiği sürece, belirli eşiklerin aşılması da giderek daha sık gerçekleşecek.
Allen’a göre bu nedenle bugünü “geleceğin iklimi” olarak görmek tehlikeli bir rehavet yaratabilir.
İklim değişikliğini durdurmak hâlâ mümkün
Oxford’lu bilim insanı, iklim değişikliğinin durdurulmasının hâlâ mümkün olduğunu özellikle vurguluyor.
Allen’ın yaklaşımına göre çözüm, fosil yakıtların bütün kullanımını bir anda yasaklamaktan ziyade verimsiz kullanımları ortadan kaldırmak veya alternatiflerle değiştirmek ve kullanılmaya devam edilen fosil yakıtlardan ortaya çıkan karbondioksitin güvenli biçimde bertaraf edilmesini sağlamak.
Ancak atmosferin karbondioksit için sınırsız bir atık alanı olarak kullanılmasına devam edildiği sürece, iklim sistemindeki değişimin de devam edeceği uyarısında bulunuyor.
Oxford Üniversitesi’nin değerlendirmesinin ortaya koyduğu temel mesaj ise oldukça açık:
Aşırı sıcaklar bugünün “yeni normali” değil; dünya ısınmaya devam ettiği sürece, bugün olağanüstü kabul ettiğimiz sıcaklıklar gelecekte daha sık aşılacak ve özellikle kritik sıcaklık eşiklerine bağlı riskler çok daha hızlı büyüyebilecek.
Kaynak: University of Oxford, Prof. Myles Allen




























