Biyografi Filmleri Sever Misiniz?

Keyifli, sıkmayan filmler deyince akla aksiyon veya komedi filmleri gelir. Biyografi filmleri ise sıkıcı ve ağır filmler olarak bilinir. Ancak size bu yazımda gerek temposuyla gerek diyaloglarıyla gerek de konusuyla çok beğendiğim biyografi filmleri önereceğim. Biyografi filmi izlemek eğlenceli vakit geçirmenin yanı sıra genel kültürümüzü de geliştirir. Çünkü hem önemli kişiler hem de bu kişilerin yaşadığı dönemler hakkında bilgi sahibi olma fırsatı sunarlar. Fakat tabii ki filmde gösterilen olayların aynen gösterildiği gibi yaşanmadığını bilmekte fayda var. Mesela ben John Nash’in Nobel seremonisini izleyince epey hayal kırıklığına uğramıştım 🙂

Hidden Figures (Gizli Sayılar) (2016) (IMDb:7,8)

Hem cinsiyetlerinden hem de ırklarından dolayı ayrımcılığa uğrayan 3 siyahi kadının hikayesi olan Hidden Figures bizlere harika bir hikaye sunuyor.

Katherine Johnson, NASA’da bir matematikçi olarak çalışmaktadır ve uzay araştırmalarında kritik hesaplamalar yapmaktadır. Dorothy Vaughan, NASA’da bir bilgisayar programcısı olarak çalışmak istemektedir. Kendi kendine programlama dilini öğrenmekle kalmayıp birimindeki kadınlara da öğretir ve NASA’da bilgisayar kullanımını öncü bir şekilde geliştirmiştir. Mary Jackson ise NASA’da mühendis olmak istemektedir ancak eğitimini alabilmek için mücadele etmesi gerekir.

Film, bu üç kadının uzay yarışında Amerika’nın başarılarına önemli katkılar sağlamalarını; aynı zamanda cinsiyet ve ırk ayrımcılığı ile mücadele etmelerini ve zorlukları aşmalarını anlatır. Kendi yetenekleri, kararlılıkları ve dayanışmaları sayesinde engelleri aşarlar ve tarihi bir başarıya imza atarlar.

Catch Me If You Can (Sıkıysa Yakala) (2002) (IMDb:8,1)

Bir FBI ajanı ile bir suçlunun arasındaki kedi-fare oyunu.

Frank William Abagnale Jr. genç yaşta sahte belgeyle her şeyi yapabileceğini keşfeder. Bu andan itibaren Frank doktor, pilot, avukat gibi mesleklere bürünerek; FBI peşinde tüm ülkeyi dolaşır. Üstün zekasının yardımıyla karşısına çıkan bütün engelleri aşar. Bu arada yıllardır FBI ajanı olan Carl Hanratty bu genç dolandırıcıyı yakalamaya çalışır ve yakalayamadıkça bu olay kişisel bir savaşa dönüşür.

Steven Spielberg yönetmenliği Leonardo DiCaprio ve Tom Hanks oyunculuğu ile birleşince ortaya böyle bir şaheser çıkıyor.

Oyunculuk demişken genelde büyük ve abartılı oyunculuklar daha çok göze çarptığı için insanlar DiCaprio’yu Tom Hanks’ten daha iyi bir oyuncu zanneder. Lakin tam tersi abartısız ve doğal oyunculuklar duyguyu karşıya geçirebilme açısından çok daha zor olduğundan kimse Tom Hanks üstadımızın eline kolay kolay su dökemez. Captain Phillips’in son sahnesinde ve Forrest Gump’ta Jenny’nin çocuğuyla olan sahnelerdeki oyunculukları; demek istediğimi tam olarak anlatan sahneler.

The Intouchables (Can Dostum) (2011) (IMDb:8,5)

Philippe yamaç paraşütü yaparken geçirdiği bir kaza sonucu boynundan aşağısı felç olan zengin bir iş adamı ve aristokrattır. Driss ise hapisten yeni çıkmış işsiz bir serseridir. Normal şartlar altında asla yan yana gelmeyecek olan bu ikilinin yolları Philippe’in tam zamanlı bir bakıcı araması sonucu kesişir. Diğer bakıcı adayları fazlasıyla kibar, saygılı ve resmidir. Ama Driss patavatsız, kaba ve kafasına eseni yapan biridir. Yardımcılarının itirazlarına rağmen Philippe, Driss’i işe alır ve olaylar başlar. Driss ile birlikte Philippe hayattan yeniden keyif almaya başlar. Driss ise Philippe sayesinde bambaşka konular hakkında bilgi sahibi olmaya ve kendini geliştirmeye başlar.

Basit bir komedi filmi gibi görünen The Intouchables, alt metninde sınıf farklılıklarının birer illüzyondan ibaret olduğunu işliyor.

Amadeus (1984) (IMDb:8,4)

Kıskançlık, entrika ve intikam dolu bir film.

Disiplinli, düzenli ve çalışkan Antonio Salieri ile çapkın, saygısız ve uçarı Wolfgang Amadeus Mozart arasındaki çekişmeyi izliyoruz. Aslında bu tek taraflı bir savaş: Mozart’ın hiç çaba sarf etmeden tamamen yetenekle şaheserler yazabildiğini ve bundan dolayı büyük bir üne kavuştuğunu gören Salieri bu durumu kendine yediremez ve Mozart’a karşı savaş açar. Mozart’ın dostu gibi davranarak onun ayağını kaydırmak için her şeyi yapar. Mozart tüm bunlara rağmen kısacık hayatına birçok harika eser sığdırır. Sakın süresinden korkup filmi izlemekten vaz geçmeyin. Hikaye çok akıcı olduğu için zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız. Ayrıca iki oyuncu da o kadar iyi oynamış ki akademi hangisinin başrol olduğuna karar veremeyip ikisini de en iyi oyuncu oscarına aday göstermiş ve nitekim ikisinden biri kazanmış.

Sıkı çalışma vs yetenek. Dünyanın en iyisi olmaya kafayı takmış biri vs dünyanın en iyisi olduğunu bilmeyen biri. Bu hikaye size de biraz tanıdık geldi mi? (Ronaldo vs Messi :))

The Elephant Man (Fil Adam) (1980) (IMDb:8,2)

Bu yazıyı yazarken yazılmaya değer çok biyografi filmi olduğunu fark ettim, hatta belki bu yazının ikincisini yazarım. Normalde burda başka bir film yazacaktım ama hocaların hocası David Lynch’in vefatı üzerine onun bir filmini yazmaya karar verdim.

Tarih boyunca insanlık birçok defa hastalıkları yanlış yorumlayıp hasta insanlara acımasızca davranmıştır. Mesela epilepsi krizi geçirenler büyü yapan cadı sanılıp yakılmıştır. Bu filmde de daha sonra tıp literatürüne de fil adam hastalığı olarak geçen hastalığa sahip bir adamın hikayesini izliyoruz. Viktorya Dönemi Londra’sında sirklerde insanlara sergilenen John Merrick’i bir gün Dr. Frederick Treves keşfeder ve onu tedavi etmek için evine götürür. Merrick’in kötü görüntüsünün altında aslında çok kibar, zeki ve bilgili biri olduğunu fark eder. Dönemin kasvetini daha iyi yansıtmak için siyah beyaz çekilen ve önyargıların nasıl felaketlere yol açtığını anlatan filmi izlerken kimi zaman göz yaşlarınıza hakim olamayacaksınız.

David Lynch bu filmi kendi tarzından biraz farklı çekse de kalitesinden ödün vermemiştir. Başrol ikilisinde duayen oyuncular Anthony Hopkins ve John Hurt’ın olması da filme ayrı bir kalite katmış.

Not: Bu yazımda yazmak istediğim bazı filmleri diğer yazılarımda yazdığım için yazmadım. Dog Day Afternoon = Mutlaka İzlemeniz Gereken Tek Mekân Filmleri, A Beautiful Mind = Her Tıp Öğrencisinin İzlemesi Gereken 3 Film, Green Book = Son 4 Yılın ‘En İyi Film Oscarı’nı Kazanan Filmler, The Social Network = Yönetmen Dosyası #2 – David Fincher

PAYLAŞ
İstanbul Üniversitesi - Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisiyim. Herhangi bir sanatsal yeteneğim olmasa da sanata çok ilgiliyim. Yoğun okul hayatımda sınav haftalarından sıyrılabildiğim vakitlerde bol bol sinemaya, tiyatroya ve bulabildiğim bütün sanatsal faaliyetlere katılıyorum. Fakültemizin Sinema Kulübünde de aktif olarak görev alıp etkinlikler düzenliyoruz. Amfiweb aracılığıyla da bütün bunlar hakkında yazılar yazıp başka alanlar hakkında da yazılara ulaşabiliyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here