Bilimkurgu Filmlerinden Bir Sahne Daha Gerçek mi Oluyor?

Chicago Üniversitesi araştırmacıları, günlük eşyaların ve yüzeylerin üzerinde yalnızca ihtiyaç duyulduğunda ortaya çıkan etkileşimli ekranlar geliştirdi. Bilim kurgu filmlerindeki esnek arayüzlerden esinlenen BloomBeacon adlı sistem, küçük bir kutudan açılarak dokunmatik bir ekrana dönüşüyor; kullanılmadığında ise yeniden kapanarak bulunduğu ortamda neredeyse görünmez hale geliyor.

Araştırmacılar, teknolojinin evlerde, iş yerlerinde ve kamusal alanlarda giderek artan ekran kalabalığını azaltabileceğini düşünüyor. Sistem sayesinde duvarlara, masalara veya eşyalara sürekli ekran yerleştirmek yerine, dijital arayüzler yalnızca bilgiye ya da kontrole ihtiyaç duyulduğu anlarda ortaya çıkabilecek. Bu videoyu mutlaka izlemelisiniz.

Küçük bir kutudan dokunmatik ekran doğuyor

BloomBeacon, üst kısmında iki esnek kol bulunan küçük bir kutudan oluşuyor. Kollardan birinde ekran görüntüsünü oluşturan LED ışıklar, diğerinde ise dokunmayı algılayan sensörler yer alıyor.

Cihaz çalıştırıldığında iki kol hızla dönerek daha önce ekran bulunmayan bir noktada etkileşimli bir görüntü yüzeyi meydana getiriyor. Kolların yumuşak malzemeden yapılması sayesinde kullanıcılar, sistem çalışırken oluşan ekrana dokunabiliyor ve dijital içerikle etkileşime girebiliyor.

Teknoloji, Chicago Üniversitesi bilgisayar bilimleri lisansüstü öğrencisi Willa Yang tarafından, Yardımcı Doçent Ken Nakagaki danışmanlığında geliştirildi. Çalışma, teknolojiyi günlük yaşamın içine daha doğal biçimde yerleştirmeyi ve cihazların insanları kendilerine uyum sağlamaya zorlaması yerine kullanıcıların ihtiyaçlarına göre şekillenmesini amaçlayan AxLab bünyesinde yürütüldü.

Yang, ekranların dijital bilgiyi göstermede ve kullanıcı etkileşimini sağlamada son derece güçlü araçlar olduğunu, ancak mevcut sistemlerin önemli sınırlamalara sahip bulunduğunu belirtti.

Telefon ve tablet gibi ekranların sürekli taşınması gerektiğine dikkat çeken Yang, sabit ekranların ise ortamda kalıcı yer kapladığını, görsel kalabalık oluşturduğunu ve etkileşimin gerçekleşebileceği alanları sınırlandırdığını söyledi.

BloomBeacon’ın ise yalnızca ihtiyaç duyulduğunda daha büyük bir yüzeye açıldığını belirten Yang, böylece çevrenin kalıcı ekranlarla doldurulmadan dijital olarak duyarlı hale getirilebileceğini ifade etti.

Haritalara hava durumu, raflara güvenlik uyarısı ekleyebilir

Araştırmacılar, BloomBeacon’ın okul, kütüphane, tasarım ofisi, ev ve laboratuvar gibi birçok ortamda kullanılabileceğini öngörüyor.

Örneğin sistem, basılı bir haritanın yanında açılarak harita üzerine hava durumu bilgileri veya sıcaklık dağılımlarını gösteren dijital katmanlar yansıtabilir. Böylece sıradan bir kâğıt harita, ihtiyaç duyulduğu anda dinamik ve etkileşimli bir yüzeye dönüşebilir.

BloomBeacon ayrıca bir hoparlörün yanına yerleştirilerek çalan albümün kapağını gösterebilir ve müzik kontrolü için dokunmatik düğmeler sunabilir.

Araştırma ekibinin gerçekleştirdiği bir başka gösterimde ise cihaz, laboratuvar rafındaki kimyasal şişeye koruyucu eldiven kullanmadan uzanan kişiyi algıladı. Sistem bunun üzerine açılarak güvenlik uyarısı gösterdi.

Bu yaklaşım sayesinde günlük ortamların sürekli ekranlarla doldurulmadan etkileşimli hale gelebileceğini belirten Yang, teknolojinin dijital içeriğin nerede gösterilebileceğine ve kullanıcıların bu içerikle nasıl fiziksel etkileşim kurabileceğine ilişkin olanakları genişlettiğini söyledi.

Gelecekte bir nokta büyüklüğüne kadar küçülebilir

Araştırmacılar, daha hızlı sensörler ve gelişmiş algoritmalarla BloomBeacon’ın gelecekte çok daha dinamik biçimlere dönüşebileceğini düşünüyor.

Yang’a göre sistemin ileride kullanılmadığı zaman yalnızca küçük bir nokta kadar yer kaplayan, ihtiyaç ortaya çıktığında ise büyüyerek ekrana dönüşen sürümleri geliştirilebilir.

Bu tür arayüzler; kullanıcının hareketlerini, bulunduğu ortamı ve o andaki ihtiyacını algılayarak kendiliğinden açılabilir. Böylece ekran, sürekli görünür bir teknoloji ürünü olmaktan çıkarak yalnızca gerekli anlarda ortaya çıkan bir araca dönüşebilir.

“İnsanlar sabit teknolojilere uyum sağlamak zorunda kalmamalı”

BloomBeacon’ın arkasındaki temel yaklaşım, insanların teknolojiye göre yaşam alanlarını düzenlemesi yerine teknolojinin insanların yaşadığı çevreye uyum sağlamasına dayanıyor.

Yang, insanların sabit teknolojilere kendilerini uydurmak yerine kendi çevrelerini biçimlendirebilmesi gerektiğini vurguladı.

Etkileşimli bir cihaz tasarlarken yalnızca cihazın hangi işlevleri yerine getirebildiğine odaklanmadığını belirten Yang, teknolojinin mekân içinde nasıl var olduğu ve kullanıcı tarafından ne kadar zahmetsiz biçimde kullanılabildiği sorularını da önemsediğini söyledi.

Bu bakış açısıyla geleneksel cihazların dahi yeniden tasarlanabileceğini ifade eden araştırmacı, insanların kendi yaşam ve çalışma ortamlarını kendi koşullarına göre düzenlemesine imkân veren teknolojiler geliştirmeyi hedeflediğini belirtti.

BloomBeacon henüz araştırma aşamasında bulunuyor. Ancak proje, gelecekte ekranların evlerin ve iş yerlerinin her köşesinde kalıcı olarak bulunması yerine, gündelik nesnelerin içinden yalnızca gerektiği zaman ortaya çıktığı daha sade bir teknoloji anlayışının önünü açabilir.

Kaynak: Chicago Üniversitesi

PAYLAŞ
Kariyerim Dergisi, Türkiye kampüslerinin sesi ve mecrası olmak için kurulmuş üniversite ve kariyer odaklı bir dergi ve web platformudur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here