Yapay zekâ sohbet robotları, insanların yalnızlıklarını paylaştığı, ilişkilerini danıştığı ve duygusal destek aradığı araçlara dönüşüyor. Sosyolog ve klinik psikolog Sherry Turkle, bu dönüşümü insanın bağ kurma kapasitesi açısından ele alıyor.
Little, Brown and Company tarafından yayımlanan Artificial Intimacy: Who We Become When We Talk to Machines, çocukluktan yaşamın sonuna kadar makinelerle kurulan yakınlığı inceliyor. Turkle, dijital kültür üzerine uzun yıllara yayılan çalışmalarından ve görüşmelerinden hareketle, yapay zekânın arkadaş, sevgili veya terapist yerine konulmasının sonuçlarını tartışıyor.
Empatiyi taklit etmek, empati hissetmek anlamına gelmiyor
Kitabın merkezinde, yakınlık hissi ile karşılıklı ilişkinin ayrımı bulunuyor. Turkle’a göre kullanıcıya anlayışlı yanıtlar veren bir sistem, onun yaşadıklarını deneyimleyen veya kendisi için kaygı duyan bir kişiyle aynı konumda değil.
Bu gerilim, kitapta kimliği gizlenen finans danışmanı Brian’ın deneyiminde belirginleşiyor. Birlikte olduğu kadının kendisini duygusal açıdan ulaşılmaz bulmasının ardından Brian, bu eleştirinin haklı olup olmadığını sohbet robotuna soruyor. Turkle, duyguları olmayan bir sistemden duygusal yakınlık hakkında değerlendirme beklenmesini sorguluyor.
“Kusursuz arkadaş” neden çekici?
Sohbet robotları, kullanıcılarına kesintisiz dikkat sunabiliyor. İnsan ilişkileri ise karşılıklı ihtiyaçları gözetmeyi, belirsizliğe katlanmayı ve anlaşmazlıkları çözmeyi gerektiriyor.
Turkle’ın eleştirisi, bu güçlüklerden sürekli kaçınmanın bedeline odaklanıyor. Ona göre teknolojinin her zor konuşmayı kolaylaştırması veya kullanıcının yerine karar üretmesi, kişinin kendi yargısına güvenmesini ve ilişkilerde sorumluluk üstlenmesini zayıflatabilir.
Kitap, dijital arkadaşların sunduğu rahatlığın hangi noktada gerçek insanlarla temasın yerini almaya başladığını gündeme getiriyor.
Çocuklar insanla makineyi nasıl ayırıyor?
Turkle’ın görüşmelerinde, bazı çocukların insanlarla sohbet robotları arasındaki sınırı bulanıklaştırdığı görülüyor. Sekiz yaşındaki bir çocuk, telefondan konuştuğu büyükanne ve büyükbabasıyla ChatGPT’yi benzer biçimde değerlendiriyor. Başka bir çocuk ise masal anlatan robotu telefonun içindeki bir kişi olarak görüyor.
Turkle, sürekli dijital eğlencenin çocukların yalnız kalma, hayal kurma ve iç dünyalarını geliştirme fırsatlarını daraltabileceğini savunuyor. Bu değerlendirmeler, bütün çocuklarda aynı sonucun ortaya çıktığını gösteren bir ölçüm olarak sunulmuyor.
Yakınlığın gerektirdiği çabayı korumak
Turkle’ın önerisi, insan ilişkilerindeki zorluklara yer açmak. Farklı düşünceleri anlamak, zor konuşmaları sürdürmek ve incinme ihtimaline rağmen ilişki kurmak, onun yaklaşımında kişisel gelişimin parçaları.
Ebeveynlere, öğretmenlere ve gençlere seslenen kitap, yapay zekâyla iletişimi şu soruyla değerlendiriyor: Bu araçlar gerçek hayattaki ilişkilerimizi zenginleştiriyor mu, yoksa onların gerektirdiği çabadan uzaklaşmamızı mı sağlıyor?
Kaynak: MIT News





























