ETH Zurih: “Her Yere Klima Takmak Doğru Yol Değil”

Aşırı sıcakların daha uzun ve daha sık görülmesiyle birlikte klima kullanımı da hızla yaygınlaşıyor. Ancak ETH Zürih Mimarlık ve Bina Sistemleri Profesörü Arno Schlüter’e göre geleceğin çözümü her ev ve ofisi klimayla donatmak olmayabilir. Gölgelendirme, gece havalandırması, vantilatörler, doğru bina tasarımı ve şehir ölçeğinde geliştirilecek serinletme sistemleri çok daha düşük enerji tüketimiyle önemli bir konfor sağlayabilir. Schlüter, klimanın özellikle hastaneler, bakım evleri ve okullar gibi alanlarda gerekli olabileceğini ancak yaygın kullanımının enerji tüketimi ve kentlerdeki ısı yükünü daha da artırabileceğini belirtiyor.

Avrupa sıcak hava dalgalarıyla giderek daha sık karşı karşıya kalıyor. Sıcaklıkların yükselmesi yalnızca dış mekânları değil, özellikle yaz sıcaklarına göre tasarlanmamış konut ve iş yerlerini de yaşam açısından giderek zorlaştırıyor.

Bu durum beraberinde oldukça doğal bir çözüm arayışını getiriyor: Klima.

Ancak ETH Zürih’ten bina sistemleri uzmanı Prof. Arno Schlüter, bu konuda farklı düşünülmesi gerektiğini savunuyor.

Schlüter’e göre asıl soru, “Binaların sıcaklığını nasıl mümkün olduğunca düşürürüz?” değil, “İnsanların sıcak havalarda rahat edebileceği ortamları en verimli biçimde nasıl oluştururuz?” olmalı.

Klima serinletiyor ama dışarıyı daha da ısıtıyor

Modern klimalar geçmişteki cihazlara göre çok daha verimli hale gelmiş olsa da önemli miktarda elektrik tüketmeye devam ediyor.

Üstelik sorun yalnızca kullanılan elektrik değil.

Klimaların üretimi enerji gerektiriyor; kullanılan bazı soğutucu akışkanların da iklim üzerinde olumsuz etkileri bulunuyor. Schlüter özellikle yaz aylarında yoğun biçimde satın alınan taşınabilir klimaların verimlilik açısından problemli olduğuna dikkat çekiyor.

Bir başka sorun ise klimanın çalışma biçiminden kaynaklanıyor.

Klima içerideki ısıyı ortadan kaldırmıyor; onu binanın dışına taşıyor. Çok sayıda klimanın aynı anda çalıştığı yoğun kent alanlarında dış ortama verilen bu ısı, zaten sıcak olan sokakların daha da ısınmasına katkıda bulunabiliyor.

Schlüter, yaklaşık 15 yıldır araştırmalar yaptığı Singapur’da bu etkinin özellikle dar sokaklarda açık biçimde hissedilebildiğini belirtiyor. Ona göre klimaların tamamı yenilenebilir elektrikle çalıştırılsa bile dışarıya atılan ısı problemi ortadan kalkmayacak.

Konfor yalnızca termometredeki derece değil

ETH Zürih uzmanının dikkat çektiği önemli noktalardan biri de insanların sıcaklık konforuna bakış biçimi.

Bir odada rahat edip etmediğimizi belirleyen tek unsur hava sıcaklığı değil.

Doğrudan güneş ışığı, duvar ve diğer yüzeylerin sıcaklığı, nem ve havanın hareketi de insanın sıcaklığı nasıl hissettiğinde önemli rol oynuyor.

Bu nedenle oda sıcaklığını klima yardımıyla sürekli aşağı çekmek, konfor yaratmanın tek yöntemi değil.

Bilimsel çalışmalar da hava hareketinin burada önemli fark yaratabileceğini gösteriyor. Örneğin sıcak ve nemli ortamlarda tavan vantilatörleriyle gerçekleştirilen deneylerde, hava hareketinin daha yüksek oda sıcaklıklarında bile insanların termal konforunu belirgin biçimde artırabildiği görüldü. 28°C ve üzerindeki bazı koşullarda vantilatör kullanımı kabul edilebilir konfor aralığını genişletebiliyor.

28 derecede bile vantilatör yeterli olabilir

Bu sonuç, klima tartışması açısından oldukça önemli.

Bir odayı örneğin 22-23°C’ye kadar soğutmak yerine ortam sıcaklığını daha yüksek seviyede tutup insanın çevresindeki hava hareketini artırmak, çok daha düşük enerjiyle rahatlık sağlayabilir.

2022’de The Lancet Planetary Health dergisinde yayımlanan bir araştırmada da konutlarda vantilatör kullanımının, insanların klimayı açmaya ihtiyaç duyduğu sıcaklık eşiğini yükseltebileceği ve böylece klima kaynaklı elektrik tüketimi ile sera gazı emisyonlarını azaltabileceği gösterildi.

Schlüter’in yaklaşımı da bu nedenle yalnızca “klimayı kullanmayın” şeklinde değil.

Temel fikir, önce daha düşük enerji gerektiren yöntemlerden mümkün olduğunca yararlanmak, klimayı ise gerçekten gerekli olduğu yerde devreye sokmak.

Gündüz pencereyi açmak her zaman iyi fikir değil

Sıcak günlerde yapılan bazı alışkanlıklar ise tam tersine evlerin daha fazla ısınmasına neden olabiliyor.

Schlüter, insanların günün en sıcak saatlerinde pencerelerini açtığını sık sık gördüğünü belirtiyor. Oysa dışarıdaki hava içeriden daha sıcak hale geldikten sonra pencereleri açmak, binayı serinletmek yerine sıcak havanın içeri girmesine neden olabiliyor.

Daha etkili yöntem şu:

Gündüz güneşi mümkün olduğunca dışarıda tutmak, gece ise dış ortam sıcaklığı düştüğünde binayı havalandırmak.

Dış gölgelikler, panjurlar ve perdeler de doğrudan güneş ışığının binaya girmesini azaltabiliyor.

Dünya Sağlık Örgütü de sıcak hava dönemlerinde evlerin gece havasıyla serinletilmesini, gündüz ise perde, panjur veya benzeri gölgelendirme yöntemleriyle iç mekânın ısı yükünün azaltılmasını öneriyor.

Yeni binalarda toprak da “soğutucu” olarak kullanılabilir

Yeni yapılarda ise daha gelişmiş çözümler mümkün.

Schlüter, örneğin toprak kaynaklı ısı pompalarının yazın toprağı bir ısı deposu gibi kullanarak binaları verimli biçimde soğutabileceğini belirtiyor.

Sistem binadan aldığı ısıyı toprağa aktarabiliyor. Yazın toprağa depolanan bu enerji daha sonra kış döneminde binanın ısıtılmasında yeniden değerlendirilebiliyor. Böylece yaz soğutması ile kış ısıtması birbirini tamamlayan bir enerji sistemine dönüşebiliyor.

ETH Zürih’te Schlüter’in yönettiği Architecture and Building Systems grubu da aktif ve pasif bina sistemlerini, enerji verimliliğini ve kullanıcı konforunu birlikte ele alan çözümler üzerinde çalışıyor. Araştırma grubunun temel hedeflerinden biri düşük karbonlu binalarda enerji tüketimiyle insan konforunun birlikte optimize edilmesi.

Zürih göl suyuyla binaları serinletiyor

Bir başka yöntem ise “free cooling”, yani serbest soğutma.

Zürih’te göl kıyısındaki bazı büyük ofis binalarını serinletmek için gölden alınan soğuk sudan yararlanılıyor. Böylece klasik klima sistemlerine kıyasla daha düşük enerjiyle soğutma sağlanabiliyor ve Schlüter’e göre sistem göl suyunun sıcaklığını anlamlı ölçüde yükseltmeden kullanılabiliyor.

Ancak mevcut binalarda durum daha zor.

Özellikle kiralık apartmanlarda yaşayan insanların bina üzerinde kapsamlı tadilat yaptırması kısa vadede mümkün olmayabilir. Bu nedenle gölgelendirme, gece havalandırması ve vantilatör kullanımı mevcut yapı stoğu açısından en hızlı ve ekonomik çözümler arasında öne çıkıyor.

Sorun yalnızca binaların değil, şehirlerin sorunu

Sıcaklıklarla mücadeleyi yalnızca evlerin içine klima yerleştirerek çözmeye çalışmak Schlüter’e göre yeterli değil.

Kentlerin de sıcağa hazırlanması gerekiyor.

Yeşil alanların artırılması, gölge sağlayan kentsel tasarım, serinletici altyapılar ve bölgesel soğutma sistemleri geleceğin kentlerinde giderek daha önemli hale gelecek.

Bu yaklaşım Dünya Sağlık Örgütü’nün 2026’da güncellediği sıcaklık eylem planlarıyla da örtüşüyor. WHO, Avrupa’nın dünyanın en hızlı ısınan bölgesi olduğunu ve ülkeler ile şehirlerin sıcak hava dalgalarına karşı sağlık eylem planları oluşturması gerektiğini belirtiyor.

WHO’ya göre yalnızca son dört yılda Avrupa Birliği ve ilişkili ülkelerde sıcaklığa bağlı 200 binden fazla ölüm meydana geldi. Kurum, bu ölümlerin çok büyük bölümünün uygun önlemlerle önlenebilir olduğuna dikkat çekiyor.

Bu nedenle şehirlerde insanların sıcak hava dalgaları sırasında ücretsiz biçimde serinleyebileceği kamusal alanların belirlenmesi de önem kazanıyor.

Klima tamamen gereksiz mi? Hayır

Schlüter’in görüşü klimanın tamamen ortadan kaldırılması gerektiği yönünde değil.

Tam tersine, bazı yerlerde klima giderek daha önemli hale gelecek.

Hastaneler, bakım evleri ve okullar bunların başında geliyor. Yaşlılar, hastalar ve yüksek sıcaklıklara karşı daha savunmasız kişiler için kontrollü iç ortam sıcaklığı hayati önem taşıyabiliyor.

WHO da yaşlılar, küçük çocuklar, hamileler, kronik hastalığı bulunanlar ve hareket kabiliyeti sınırlı kişiler gibi bazı grupların aşırı sıcaklardan daha fazla etkilenebildiğini vurguluyor.

Bu nedenle asıl mesele klimayı kullanıp kullanmamak değil, nerede ve ne zaman kullanılması gerektiğini doğru belirlemek.

Geleceğin çözümü: Daha fazla klima değil, daha akıllı serinleme

Dünya ısındıkça soğutma ihtiyacının artacağı artık kaçınılmaz görünüyor.

Ancak ETH Zürih’in ortaya koyduğu yaklaşım, bunun milyonlarca yeni klimayla karşılanmasının tek seçenek olmadığını gösteriyor.

Güneşi daha binaya girmeden engellemek, geceleri doğal havalandırmadan yararlanmak, hava hareketini artırmak, binalarda daha verimli soğutma sistemleri kullanmak, yeşil alanları çoğaltmak ve kent çapında sıcaklık eylem planları oluşturmak aynı soruna çok daha bütüncül bir çözüm sağlayabilir.

Prof. Arno Schlüter’in verdiği mesajın özeti de burada:

Klima geleceğin önemli araçlarından biri olacak; ancak her konutu ve her ofisi klima ile soğutulan bir dünyaya dönüştürmek, sürdürülebilir bir gelecek için doğru yön olmayabilir.

Artan yaz sıcaklıklarıyla başa çıkabilmek için ihtiyaç duyduğumuz şey yalnızca daha soğuk binalar değil; daha az enerjiyle insanların kendilerini rahat hissedebildiği daha akıllı bina

PAYLAŞ
Kariyerim Dergisi, Türkiye kampüslerinin sesi ve mecrası olmak için kurulmuş üniversite ve kariyer odaklı bir dergi ve web platformudur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here