ABD Ekonomisi Neden Beklentilerin Aksine Güçlü Kalmayı Başarıyor? (BBC)

Bugünler de profesyonellerin ve yatırımcıları  cevabını merak ettiği bu sorunun cevabını BBC’den Michelle Fleury harika bir haberle irdelemiş. Yazının orjinali için lütfen tıklayın.

Haberin bizim tarafımızdan hazırlanmış çevirisi:

Ekonomistler uzun süredir aynı sorunun yanıtını arıyor: Küresel ekonomiyi sarsan ticaret savaşları, enerji krizleri ve jeopolitik gerilimlere rağmen ABD ekonomisi neden rakiplerinden daha iyi performans göstermeye devam ediyor?

Bu sorunun yanıtını bulmak için gözler bir süre önce Almanya’nın Dresden kentindeki Volkswagen’in ünlü “Şeffaf Fabrikası”na çevrildi. Avrupa sanayi gücünün sembollerinden biri olarak inşa edilen tesiste geçtiğimiz yılın sonunda son otomobil üretim hattından çıktı. Buna karşılık, binlerce kilometre ötede Güney Carolina eyaletinin Spartanburg kentinde Alman otomotiv devi BMW, dünyanın en büyük üretim tesislerinden birini tam kapasiteyle işletmeyi sürdürüyor.

Bu iki fabrikanın temsil ettiği zıt tablo, son yıllarda ekonomistlerin üzerinde durduğu önemli bir gerçeği ortaya koyuyor: ABD ekonomisi, benzer küresel baskılarla karşılaşmasına rağmen diğer gelişmiş ekonomilere kıyasla daha dayanıklı bir görünüm sergiliyor.

Son birkaç yılda gelişmiş ülkeler birçok ekonomik şokla karşı karşıya kaldı. ABD Başkanı Donald Trump’ın uyguladığı kapsamlı gümrük vergileri küresel ticaret dengelerini sarstı. Kitlesel sınır dışı uygulamaları iş gücü piyasalarını etkilerken, Orta Doğu’da yaşanan çatışmalar enerji fiyatlarında sert yükselişlere neden oldu.

Birçok ekonomist, bu gelişmelerin ABD ekonomisini ciddi şekilde yavaşlatacağını öngörüyordu. Ancak beklentilerin aksine ekonomi büyümeyi sürdürdü. Enflasyon zaman zaman yüksek seviyelerde seyretse de, durgunluk ve yüksek enflasyonun aynı anda yaşandığı “stagflasyon” senaryosu gerçekleşmedi.

Ticaret Savaşlarına Rağmen Yatırımlar Artıyor

RSM Baş Ekonomisti Joe Brusuelas’a göre, ABD ekonomisinin dayanıklılığının en önemli göstergelerinden biri ticaret savaşları sırasında sergilediği performans oldu.

Brusuelas, Trump yönetiminin ticaret ve göç politikalarının teorik olarak ekonomiyi zayıflatması gerektiğini ancak bunun tam tersinin yaşandığını belirtiyor.

Ona göre Amerikan şirketleri, ithal girdilere getirilen ek vergiler karşısında kâr marjlarından fedakârlık etmek yerine yatırımlarını artırmayı tercih etti.

Brusuelas, sermaye harcamalarının şu anda ABD Gayri Safi Yurt İçi Hasılası’nın yüzde 13,9’una ulaştığını belirterek bunun dikkat çekici bir gelişme olduğunu söylüyor.

“Ekonominin karşı karşıya kaldığı arz ve talep şokları düşünüldüğünde bu yatırımların yavaşlaması beklenirdi. Ancak böyle bir durum yaşanmıyor” diyor.

Uzmanlara göre bunun en önemli nedenlerinden biri verimlilikte yaşanan güçlü artış. Bu sayede ABD ekonomisi son yıllarda yıllık yaklaşık yüzde 2 büyüme hızını korumayı başardı.

Kaya Gazı Devrimi Dengeleri Değiştirdi

ABD ekonomisinin dayanıklılığını açıklayan bir diğer unsur ise enerji alanında yaşanan dönüşüm.

Orta Doğu’daki çatışmalar petrol fiyatlarını yükseltirken, geçmişte bu durum ABD ekonomisi için ciddi bir tehdit oluşturuyordu. Ancak son yirmi yılda yaşanan kaya gazı ve kaya petrolü devrimi, ülkenin enerji piyasalarındaki konumunu kökten değiştirdi.

ABD bugün dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz üreticilerinden biri konumunda bulunuyor. Aynı zamanda işletmelerin petrol bağımlılığı da geçmişe kıyasla önemli ölçüde azalmış durumda.

Brusuelas, hidrolik kırma teknolojisinin gelişmesi ve alternatif enerji kaynaklarının yaygınlaşmasının, petrolün ekonomik büyüme üzerindeki etkisini son 50 yılda yarı yarıya azalttığını ifade ediyor.

Bu durum, enerji fiyatlarındaki yükselişlerin Amerikan ekonomisine geçmişte olduğu kadar zarar vermemesini sağlıyor.

Avrupa ile ABD Arasındaki Temel Fark: Risk Algısı

Uzmanlar, ABD ile Avrupa arasındaki ekonomik performans farkının yalnızca enerji veya ticaret politikalarından kaynaklanmadığını düşünüyor.

Brüksel merkezli Bruegel düşünce kuruluşunun kıdemli araştırmacılarından Rebecca Christie’ye göre, asıl fark toplumların risk algısında yatıyor.

Christie, Amerikalıların uzun vadeli avantaj elde etmek için kısa vadeli risk almaya daha istekli olduğunu, Avrupa toplumlarının ise daha temkinli hareket ettiğini belirtiyor.

Avrupa Birliği’nin finansal hizmetlerden sorumlu komiserinin de yakın zamanda katıldığı bir etkinlikte benzer bir noktaya dikkat çektiğini aktaran Christie, Avrupa’da insanların “risk almamanın riskini” yeterince tartışmadığını söylüyor.

Bu yaklaşım farkı şirketlerin finansman yöntemlerinde de görülüyor.

Avrupa’da şirketler büyük ölçüde banka kredilerine dayanırken, ABD’de firmalar yatırımcılar ve sermaye piyasaları üzerinden kaynak sağlayabiliyor. Uzmanlara göre bu yapı, Amerikan şirketlerine daha fazla esneklik kazandırıyor.

Christie, “İşletmenizi banka kredisiyle finanse ettiğinizde, hisse senedi satışı ya da risk sermayesi yatırımlarıyla elde edebileceğiniz hareket alanına sahip olamazsınız” değerlendirmesinde bulunuyor.

Güçlü Görünen Ekonominin Altında Sorunlar da Var

Ancak uzmanlar, olumlu ekonomik verilerin tüm toplumsal kesimlerin aynı ölçüde fayda sağladığı anlamına gelmediği konusunda uyarıyor.

Christie’ye göre ABD, gelişmiş ülkeler arasında gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ekonomilerden biri olmaya devam ediyor.

“Eğer ekonomik olarak zor durumdaysanız, gerçekten çok zorlanıyorsunuz” diyen Christie, iş piyasasındaki yavaşlamaya, artan yaşam maliyetlerine ve birçok şehirde yaşanan konut krizine dikkat çekiyor.

Onun en büyük endişesi ise gelir eşitsizliğinin kritik bir seviyeye ulaşması.

Christie, ciddi bir işsizlik krizinin ortaya çıkması halinde güçlü doların ve istikrarlı bankacılık sisteminin bile sorunları çözmekte yetersiz kalabileceğini savunuyor.

Şimdilik böyle bir tablo görülmüyor. ABD’de işverenler Mayıs ayında beklentileri aşarak 172 bin yeni istihdam yarattı.

Ancak son açıklanan enflasyon verileri ekonominin dayanıklılığının sınırlarının test edilmeye başladığını gösteriyor. Mayıs ayında tüketici fiyatları yıllık bazda yüzde 4,2 yükselirken, Nisan ayında bu oran yüzde 3,8 seviyesindeydi. Böylece son üç yılın en hızlı fiyat artışı kaydedildi.

Avantajını Koruyabilecek mi?

Uzmanlara göre ABD ekonomisi şu an için rakiplerinin büyük bölümünden daha güçlü görünmeye devam ediyor. Esnek iş gücü piyasası, yüksek yatırım kapasitesi, enerji bağımsızlığı ve risk alma kültürü ülkenin küresel şoklara karşı daha dirençli olmasını sağlıyor.

Ancak yüksek enerji fiyatları, kalıcı hale gelebilecek enflasyon ve büyüyen gelir eşitsizliği, bu avantajları zamanla aşındırabilecek riskler arasında gösteriliyor.

Joe Brusuelas’ın ifadeleriyle ABD ekonomisinin mevcut durumu şöyle özetleniyor:

“ABD ekonomisi, çok kirli bir çamaşırhanedeki en temiz gömlek gibi.”

PAYLAŞ
Kariyerim Dergisi, Türkiye kampüslerinin sesi ve mecrası olmak için kurulmuş üniversite ve kariyer odaklı bir dergi ve web platformudur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here