Küçük Bir Kasabada Büyük Antlaşma: Bretton Woods Anlaşması

Yaşadığımız yüzyılın en popüler kelimesi olan “küreselleşme”yi hepimiz duymuşuzdur. Duymamız da çok normal, sokaktaki kasaptan ülke yönetenlere kadar herkesin ağzında olan bir kelime bu. Şimdi okuyacağınız yazıda ise bu küreselleşmede katkısı hafife alınamayacak bir konu olan Bretton Woods Anlaşması’nı ele alacağız.

Bu anlaşmayı anlatmaya başlamadan, birkaç durumu hatırlatmak isterim.

Sizler de iyi bilirsiniz ki dünyada 1870’li yıllardan birinci cihan harbinin başlamasına kadar aralıksız olarak tek metal para sistemi olarak da bilinen altın standardı uygulanmıştır. Bu sistem 1930’lu yıllara kadar sürmüştür. Daha sonra 1930 ile 1944’lü yılları kapsayan buhran dönemi yaşanmıştır. Bu dönemde borsa dibe vurmuş, birçok kişi işsiz kalmış ve o gün hepimizin bildiği gibi “Black Thursday” olarak tarihe geçmiştir. Dikkat etmenizi isterim ki bu buhran Amerika merkezli olup tüm dünyayı etkisi altına almıştır. Amerika kısmına dikkat etmenizi istememin sebebi şimdi anlatacağımız anlaşmanın çizgisini Amerika’nın belirlemiş olmasıdır.

O zaman gelelim şimdi Bretton Woods  Anlaşması’na:

İkinci cihan harbi sonuna yaklaşırken çoğu galip “müttefik” ülke, savaş sonrası küresel ekonomiyi yönetmek için bir sistem oluşturmaları gerektiğini düşündüler –siyasi, askeri zaferlerin sonunda ekonomi kaybedildiğinde ne siyasi ne askeri zaferin anlamı kalmaz- ve bunun için bir araya geldiler.

Takvimler 1944’ün Temmuz ayını gösteriyordu. 44 ülkenin delegeleri New Englad’ın küçük, resim tablosu gibi, harika bir tatil beldesi olan Bretton Woods’ta bir araya gelmişti. Anlaşmaya ismini tarihteki diğer anlaşmalar gibi yapıldığı yerin adı verilmişti. Bu ülkelerin bir araya gelme sebepleri dünya ekonomisini kontrol altına almak istemeleriydi.

44 ülke bulunmasına rağmen bu anlaşma İngiltere ve Amerika arasında bir uzlaşmanın sonucunda gerçekleşmişti. Çünkü anlaşma sırasında iki görüş vardı. Bunlardan biri ünlü iktisatçı Keynes tarafından hazırlanan “İngiliz Planı” diğeri ise Amerikan Hazine Bakanı Hary Dexter White tarafından savunulan “Amerikan Planı”dır. Peki, sonunda ne

oldu? Hiç şaşırmayacaksınız, tabi ki delegeler tarafından “Amerikan Planı” kabul edildi. Neden hiç şaşırmayacaksınız dediğimi benden çok daha iyi biliyorsunuz…

Peki, neydi Keynes’in planı ve White planı?

Keynes ile başlayacak olursak:

Keynes’in, Bretton Woods’taki etkisi çok önemliydi. Ancak ne yaptıysa kabul ettiremedi. Aslında bu çok normal, çünkü bahsettiğimiz dönemde Amerika’nın ezici askeri ve ekonomik nüfusunun aşılamayacağı aşikardı.

Keynes, dış ticaret açığı olan ülkelere otomatik bir şekilde kredi sağlamak için, küresel bir merkez bankasının kontrolünde bir dünya “rezerv parası” oluşturma fikrini ortaya attı. Burada Amerika için bir sıkıntı yoktu asıl sıkıtı şuydu: Keynes, uluslararası yükün sadece açık veren ülkelerin omzunda olmadığına; dış ticaret fazlası olan devletleri devreye sokarak daha adil bir dünya ekonomisi yaratacağına inanıyordu. İşte tam da bu durum ABD’nin menfaatlerine uygun değildi. Amerika’nın isteği, menfaati neydi peki?

Amerika’nın amacı her şeyden önce dünyanın ekonomik gücünde başrol olmaktı. Bundan dolayı da İngiliz Planı yerine diğer ülkeler ile lobiler yaparak “Amerikan Planı”nı kabul ettirdi.

Neydi bu White’ın ortaya attığı ve kabul edilen “Amerikan Planı” ?

ABD, ikinci dünya savaşından mutlak güç ile çıktı. Bu sebepten dünya ticaretinde bulunan kısıtlamaların ortadan kaldırılmasını, istikrarlı bir sistem oluşturulmasını ve bunun için de sabit kur sitemini savunuyorlardı.

Sabit kur sisteminin uluslar arası bir paraya ihtiyacı vardı ve şaşırmayacağınız gibi Amerikan doları uluslararası para olarak belirlendi. Akabinde normal olarak dolar altına bağlandı ve altının fiyatı da yaklaşık 28 grama denk gelen 1 onsu 35 dolar olarak sabitlendi. Böylece Amerika’nın arzu ettiği olmuştu. Dolar altın kadar değerli hale gelmişti ve çok kısa sürede döviz piyasalarının belirleyici unsuru oldu. Artık Altın Amerika Dönemi başlıyordu. Çünkü dolar artık anahtar para konumundaydı. Toplantıda alınan bu kararlardan sonra ise küresel ekonomiyi yönetecek kurumlar gerekiyordu ve Amerika da bunun için 3 tane farklı kurum oluşturdu.

1)IMF

Bir sorumluluk ile doğan IMF’yi hepimiz yakından tanıyoruz. Bu kurumun amacı ekonomik bunalımdan yeni çıkmış dünyaya, ekonomik istikrar kazandırmak ve bunu yapabilmesi için de sabit döviz kurunu denetleyebilmekti. IMF’nin bir görevi de dövizlerin konvertibilitesinin değiştirilebilmesini kolaylaştırıp dünya ticaretine teşvik etmekti. Kısacası görevi, dünya ticaretini herkesin dolar ile yapmasını sağlamaktı. Bunun da en güzel örneği petrodolardır. Son olarak ise bu kurum son sığınak haline gelen bir kredi kuruluşu olmuştu. Nakit sıkıntısına düşen ülkeler IMF’nin kapısını çalıyordu. Tuhaftır ki IMF’ye elini veren kolunu kurtaramıyordu, bunu da en iyi biz biliriz.

2)Dünya Bankası

Bu bankanın en büyük amacı üyelerinden toplanan aidatlar ve sermaye piyasalarında alınan borçlar ile finanse edilerek üyelerine ticari bankalardan daha düşük kredi vermek. Böylelikle Avrupa daha hızlı onarım ve kalkınma yaşayacaktı.

 

 

3) GATT

Bu kurum ulusal ticari sınırları azaltmak için kurulmuştur. Görevi diğer iki kuruma göre biraz daha ikinci planda kalsa da hafife alınmamalıdır

Bilmiyorum farkında mısınız ama sanki Amerika dünyayı şöyle bir hale getirmiş: Dünyadaki tek ülke Amerika, geri kalan ülkeler ise Amerika’nın eyaleti gibi (Bu Amerika’nın oluşturmak istediği dünya profili). Daha rahat anlaşılabilmesi için Amerika’nın kafasındaki fikri farklı bir örnek ile anlatalım: Amerika dünyayı geniş bir aile olarak tasarlamış. Ailenin reisi Amerika, yanına bir eş almış ve bir araya gelerek çocuklar yapmışlar. Çocuklar bir işe girene kadar babaları harçlık yapmaları için paralarını vermiş, çocuklar da doğal olarak harcamış ve bittikçe babalarından istemişler, babaları da onları çok sevdiği (!) için hep harçlık vermiş. Gün gelince bu çocuklar büyümüş, iş kurmuşlar ve babaları demiş ki “Ben sizi bugüne kadar besledim, sıra şimdi size geldi. Babanızı yaşatın.”. İşte bana göre Amerika babanın dünya görüşü bu. Fakat şunu bilmeliyiz ki babanın fikirlerinden etkilendiği, çocukların büyük babası vardır. Amerika baba da kendi babasını korur kollar. Bahsettiğimiz üç kurum işte bu aileyi yaşatmak için kurulmuştur.

Gelelim bu anlaşmanın akıbetine…

1973 yılına kadar varlığını sürdüren bu anlaşma 1963’lere kadar tıkırında işledi. 1963’ten sonra yaklaşık on senelik buhran sonucu 1973 yılının Mart ayı gibi anlaşma bozuldu. Bozulma nedenlerine bakarsak, kesin bir sebepten dolayı anlaşma bitmiştir diyemeyiz. Fakat bugün ile bu anlaşmaya bakarsak, fazlaca üzerinde durduğumuz Amerika dünya liderliği istiyordu. Bunu sağlamışken ve dolar anahtar para olmuşken nasıl bozuldu bu anlaşma? Bugün hala ekonomide dünya lideri konumunda olan ABD ise, bugün hala anahtar para konumunda olan dolar ise aklıma şu söz geliyor: “Oyunu kuralına göre oynamak”. Şahsi kanaatim şudur ki, ABD bir oyun hazırladı, kurallarını belirledi ve istediğini aldı. En sonunda ise oyun bitti diyip yeni bir oyun geliştirmek için köşesine çekildi. Böylelikle Bretton Woods Anlaşması tarih kitaplarında yerini aldı. Seni hiç unutmayacağız Bretton Woods.

Evet, sizlere birçok ülkeyi etkilemiş olan bir konuyu anlatmaya çalıştım. Bu kadar iddialı bir konu için ne kadar iddialı bir yazı oldu bilmiyorum ama kafanızda bir şeyler canlandırabildiysem ne mutlu bana. Başta benim ve son sizlerin hep okur kalmamız dileğiyle.

PAYLAŞ
İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunuyum. Aynı zamanda Yıldız Teknik Üniversitesi'nde İnsan Kaynakları Yönetimi alanında yüksek lisansımı tamamladım. Perakende ve üretim sektörlerinde farklı şirketlerde İnsan Kaynakları Profesyoneli olarak çalıştım. Daha sonra global bir danışmanlık şirketinde İnsan Kaynakları Danışmanı olarak İnsan Kaynaklarının tüm süreçlerinde farklı sektördeki şirketlere danışmanlık verdim. Şuanda bir perakende şirketinde İnsan Kaynakları Müdürü olarak kariyerime devam ediyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here