Kanser Tedavisinin Anahtarı Bağırsaklarda Olabilir

Chicago Üniversitesi onkologlarından Prof. Thomas Gajewski, kanser immünoterapisine verilen yanıtın yalnızca tümörün genetik yapısıyla değil, hastanın bağırsak mikrobiyomuyla da ilişkili olabileceğini anlatıyor. Araştırmalar, belirli bağırsak bakterilerinin bağışıklık sistemini tümöre karşı daha etkin hale getirebildiğine ve bu etkinin yeni tedavi stratejilerine dönüştürülebileceğine işaret ediyor.

Bağışıklık sisteminin “frenlerini” kaldırmak

Kanser tedavisinde immünoterapinin temel fikri, tümörü dışarıdan doğrudan zehirlemek yerine hastanın kendi bağışıklık sistemini kanser hücrelerini tanıyıp yok edecek şekilde güçlendirmek. Prof. Thomas Gajewski’nin onlarca yıla yayılan çalışmaları, bazı tümörlerde T hücrelerinin tümör bölgesine ulaşabildiğini ancak burada çeşitli baskılayıcı sinyaller nedeniyle işlevini kaybettiğini gösterdi.

Bu tür “sıcak” tümörlerde bağışıklık hücreleri zaten tümör mikroçevresinde bulunuyor. Kontrol noktası inhibitörleri olarak bilinen immünoterapi ilaçları, bağışıklık sisteminin üzerindeki bu frenleri kaldırarak T hücrelerinin görevine devam etmesini sağlayabiliyor. Buna karşılık bazı hastalarda T hücreleri tümörün içine hiç giremiyor; bu nedenle aynı tedaviler herkeste aynı başarıyı göstermiyor.

Bin hastayı aşan biyobanka ve üçüncü değişken: bağırsak bakterileri

Gajewski’nin ekibi on yılı aşkın süre önce, immünoterapi alan hastalardan tümör örnekleri, kalıtsal DNA ve çevresel etkileri temsil edebilecek biyolojik veriler toplamaya başladı. Çevreyi sayısallaştırmanın zor olduğunu belirten ekip, ölçülebilir bir çevresel bileşene odaklandı: bağırsak mikrobiyomu.

Dışkı örneklerinden bağırsak bakterilerinin bileşimi analiz edildi ve zaman içinde farklı kanser türlerinde immünoterapi alan binden fazla hastaya ait biyolojik örneklerden oluşan bir koleksiyon oluşturuldu. Araştırmacılar, tedaviye yanıt veren ve vermeyen hastalar arasında mikrobiyom yapısında tekrarlayan farklılıklar gözlemledi. Deneysel çalışmalar bu ilişkinin yalnızca istatistiksel bir birliktelik olmayabileceğini, mikrobiyomun bağışıklık yanıtında nedensel rol oynayabileceğini destekledi.

Prebiyotik, probiyotik ve postbiyotik seçenekler

Bu bulgular yeni bir tedavi alanının kapısını açıyor. Gajewski, “iyi” bakterilerin etkisini hastalara aktarmak için üç ana yaklaşım üzerinde çalışıldığını belirtiyor: prebiyotikler, probiyotikler ve postbiyotikler. Prebiyotikler yararlı bakterilerin çoğalmasını destekleyen besin veya molekülleri; probiyotikler doğrudan yararlı mikroorganizmaları; postbiyotikler ise bu bakterilerin ürettiği faydalı molekülleri hedefliyor.

Gajewski’nin aktardığına göre yüksek lifli beslenme, meyve-sebze, baklagiller, tam tahıllar ve Akdeniz tipi beslenmeyle ilişkili bazı mikrobiyom özellikleri immünoterapi sonuçlarıyla bağlantılı görünüyor. Ancak bu bulgular, kanser hastalarının kendi başına diyet veya takviye tedavisine başlaması gerektiği anlamına gelmiyor; mikrobiyom temelli müdahalelerin hangi hastada, hangi dozda ve hangi tedaviyle birlikte güvenli ve etkili olacağı klinik çalışmalarla belirlenmek zorunda.

Ucuz bir ilacın yeni kullanımı ve geleceğin küçük molekül tedavileri

Chicago ekibi ayrıca başka bir amaçla kullanılan ucuz bir ilacın Bifidobacterium türleri için prebiyotik gibi davranabildiğini fark etti. Bu gözlem üzerine söz konusu yaklaşımın immünoterapi etkinliğini artırıp artırmadığını sınamak için klinik çalışma başlatıldı. Gajewski, on binlerce dolara ulaşabilen immünoterapi dozlarıyla karşılaştırıldığında bu tür yeniden amaçlandırılmış ilaçların maliyet avantajının dikkat çekici olabileceğini vurguluyor.

Araştırmalar mikrobiyomla sınırlı değil. Ekip, bazı nadir hastalarda immün yanıtı güçlendiren kalıtsal gen varyantlarından yola çıkarak hücre içi hedeflere yönelik küçük moleküllü ilaçlar geliştirmeye de çalışıyor. Amaç, doğuştan avantajlı olan çok az sayıdaki hastada görülen biyolojik etkiyi, daha geniş hasta gruplarında ilaçla taklit edebilmek.

Gajewski’ye göre immünoterapi bazı kanser türlerinde kemoterapi ve radyoterapinin kullanımını şimdiden önemli ölçüde azaltmış durumda. Ancak bütün kanserleri tek bir mekanizmayla tedavi etmek mümkün görünmüyor. Bağırsak mikrobiyomu, tümör genetiği ve hastanın kalıtsal özelliklerinin birlikte değerlendirilmesi, daha kişiselleştirilmiş kanser tedavilerine giden yolun önemli parçalarından biri olabilir.

PAYLAŞ
Kariyerim Dergisi, Türkiye kampüslerinin sesi ve mecrası olmak için kurulmuş üniversite ve kariyer odaklı bir dergi ve web platformudur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here