Irak’ın İşgalinin 20. Yılından Geriye Kalanlar

20 Mart 2023 ABD liderliğindeki Irak işgalinin 20. yıl dönümüydü. George W. Bush yönetiminin kod adı “Irak’a Özgürlük Operasyonu” olan bu operasyonda amaç, kitle imha silahlarını ortadan kaldırmak, Saddam Hüseyin’i devirmek ve Irak’a yeniden demokratik yönetim getirmekti. Yirmi yıl sonra, ABD birlikleri hala Irak topraklarında ve Irak, geçen ağustos ayında bir iç savaş tehdidi de dahil olmak üzere, çatışmalardan dolayı çok yıpranmış bir durumda. 

Yıldönümü münasebetiyle, MIT Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nden Robert E Wilhelm Üyesi Steven Simon; MIT Güvenlik Çalışmaları Programı araştırma üyesi ve Boston College’da siyaset bilimi doçenti olan Peter Krause PhD ’11; ve Boston College’da yardımcı doçent olan Marsin Alshamary PhD ’20, savaşın arkasındaki tarihi, devlet inşasında öğrenilen dersleri ve Irak’ın mevcut siyasi görünümünü üzerine konuşma gerçekeştirdiler.

 

S: Siyaset bilimciler Irak isyanından ve ABD’nin kontrgerilla harekâtından ne gibi dersler

çıkardı? 

Peter Krause: Siyaset bilimcilerin öğrendiği ilk derslerden biri, görüşleri politika yapıcıların ve genel kamuoyunun görüşlerine aykırı olsa bile analizlerinin ve tahminlerinin çarpıcı biçimde doğru olabileceğidir. George W. Bush yönetiminin işgali planlayıp başlatmasına ve Amerikalıların çoğunluğunun desteklemesine rağmen, siyaset bilimcilerin çoğunluğu desteklemedi. MIT’den dördü de dahil olmak üzere bir dizi önde gelen siyaset bilimcisi, Eylül 2002’de The New York Times’a tam sayfa bir ilan vererek savaşın “Amerika’nın ulusal çıkarına [olmadığını]” ve böyle bir çatışmanın “yayılacağını” iddia etti. Ortadoğu’daki istikrarsızlık, “Amerikan karşıtlığını [artırmak]”, kaynakları ve dikkati başka yöne çevirerek “El Kaide’ye karşı harekatı tehlikeye atmak” ve ABD’nin Irak’tan makul bir çıkış stratejisi olmadan yapılması gibi oldukça haklı sebeplerden dolayı bu askeri harekata karşı çıkılmıştı. Tüm bu korkular sonraki çatışmada gerçekleşti. Siyaset bilimcileri savaşa gitme kararını etkilemek için fazla bir şey yapamadılar. Nihayetinde uyarmak dışında ellerinden bir şey gelemez. Ancak Sovyetler Birliği’nin çöküşü veya 2007-2008 Büyük Durgunluğu gibi, bu, çoğu kişinin görebildiği ve aktif olarak önlemeye çalıştığı bir krizdi, bu yüzden kendilerini üzmemeliler ve morallerini bozmamalılar. Üstlerine düşeni hakkıyla yaptılar.

İkinci ders, ABD ordusunun dünyanın en güçlü ordusu olmaya devam etmesine ve rejimleri devirme yeteneğini kanıtlamış olmasına rağmen, ABD’li politika yapıcıların ve askeri liderlerin bir rejimin düşmesinin ertesi günü etkili bir şekilde tahmin etme ve planlama yeteneğinin eksik olduğudur.  Irak, ne yazık ki, daha geniş Orta Doğu’da uzun, görünüşte öngörülemeyen isyanlara ve ABD’nin öngördüğü veya arzuladığı gibi olmayan yeni hükümetlere liderlik eden bireylere yol açan birçok müdahaleden birisi olmuştur.

Üçüncü ders, ABD hükümeti ve ordusu ilk iki dersi öğrenmek istese ve ardından öngörülebilir gelecekte kontrgerilladan kaçınmak istese de – ki bunu söylemesi yapmaktan daha kolay. ABD müdahalelerinde daha seçici olabilir ve olmalıdır. Ancak iç savaş modern çağda açık ara en yaygın çatışma biçimidir. Amerikan askeri gücünün herhangi bir saha operasyonundaki gücü, Amerikan müdahalesine karşı direnişin gelecekte isyana dönüşmesi olasılığını arttırır. Özellikle ABD tarafının isyana varacak direnişlerin olmasından bilhassa kaçınmak istemesi bu olasılığın temel sebebi olarak görülebilir. Roger Petersen, bu konuyu araştıran yakında çıkacak kitabında bize şunu hatırlatıyor: “ABD isyanları öylece ortadan kaldırmayı dileyemez. Gerçekleşecekler. Soru, ABD ve diğer büyük güçlerin onlar hakkında ne yapabileceğidir.”

 

S: Irak hükümetinin karşı karşıya olduğu başlıca fırsatlar ve zorluklar nelerdir?

Steven Simon: Irak ve ABD arasındaki savaşların etkileri hâlâ devam ediyor. G.W. Bush’un Irak’ı işgal emri 20 yıl önce verilmiş olabilir ama öncesi var. Çatışmalar 1991’de başlamıştı. 1991 yılından Bush’un emrine kadar Irak, büyük bir hava harekatının ve Irak’ın askeri görevde olmayan personellerinin büyük bir bölümünü öldüren, yoksullaştıran, hasta eden ve engelleyen 12 yıllık kapsamlı ekonomik yaptırımların hedefiydi. Bu acımasız dönem, periyodik hava saldırılarıyla noktalandı.

Çatışma operasyonları, IŞİD’in 2016 yılında yenilinceye kadar aslında sona ermedi. 2003’te Jerry Bremmer’ın Bağdat’a varışıyla başlayarak, ABD Irak ordusunu söküp attı, de-Baasçılık yoluyla Irak’ın kalan yönetim kapasitesini zayıflattı ve yolsuzluğu normalleştiren ve etkili yönetimi engelleyen bir konsorsiyal siyasi düzen yerleştirdi.

Bu nedenle Irak ciddi zorluklarla karşı karşıya. Geçtiğimiz yıl boyunca, Irak siyaseti, işgalden kısa bir süre sonra Irak hükümetini düzenleyen paylaştırma sistemini devirme girişimiyle sarsıldı. Ardından gelen kriz, şiddetli bir çatışmayla ve mevcut sistemi devirip yerine bir çoğunluk hükümeti kurmak isteyen partinin yenilgisiyle sona erdi. Buradaki ironi, bu dönüşüm için baskı yapan grubun kendisinin gelenekçi biçiminin vücut bulmuş hali olması ve başka hiçbir siyasi hizip tarafından desteklenmemesiydi.

Olumlu tarafı, çatışmayı sona erdiren silah sesleri ve roket atışları başladığı kadar çabuk sona erdi ve bir isyana veya iç savaşa dönüşmedi. Sistem, ciddi bir stres testinden bozulmadan çıkacak kadar esnekleşmiş. Olumsuz tarafı ise sistem, Irak’ın mevcut ekonomik zorluklarına ve Irak toplumunun bağlı olduğu çeşitli hizmetleri sunma becerisine pek uygun değil.

Irak şu anda düzenli ordu birliklerinden ve İran’la çeşitli yoğunluklarda bağları olan çoğunlukla Şii milislerden oluşan bir birliklerden oluşan hibrit bir askeri yapıya sahip. Bu düzensiz birimler, 2014’teki IŞİD işgalinde oluşturuldu ve başbakana bağlı birimler. Bu milislerden bazılarının emir komuta zincirindeki bölünme ve ortak bir bağlılıklarının olmaması, Iraklıların artık alıştığı bir sorun haline geldi.

Bir danışma ve eğitim programı yürüten yaklaşık 2.500 kişilik ABD askeri varlığının ve İran’ın iyi silahlanmış milislere verdiği desteğin yanı sıra Irak, Irak Kürdistanı’na yönelik İran askeri müdahalesinin de yükünü taşıyor.

Belki de Irak’ın karşı karşıya olduğu en göz korkutucu sorun iklim değişikliğidir. Irak şimdiden küresel ısınmanın pençesinde. Bir yerleşim ve kaynak su çıkarma alanı olan güney bataklıkları kuruyor. Kıyı suları azalıyor. Bağdat’taki hükümet, olası kuraklık krizini engelleyebilecek kapasitede değil ve mevcut durumda dışardan yardım gelmesi pek olası gözükmüyor.

Irak’ın en büyük avantajı genç nüfusu olabilir. Önemli olan kısım, ülkenin ekonomi politiğinin bu topluluğa eğitim ve iş fırsatları sağlayıp sağlayamayacağıdır. 2019’da Iraklı gençler, temel ihtiyaçları ve kendilerini geliştirmek için imkan sağlayamayan siyasi sistemi protesto etmek üzere tepkiler gösterdi. Protestolar, Iraklı siyasi aktörler yelpazesindeki birçok partinin silahlı kanadı tarafından sert bir şekilde bastırıldı; Ne de olsa sistemin devamlılığı, diğer şeylerin yanı sıra, patronaj ağlarını sürdürebilmeleri için çok önemlidir. Protestolar o zamandan beri tekrarlanmadı ancak adeta taşmak için son damlayı bekliyor.

Bir başka önemli fırsat da Basra Körfezi’ndeki Arap devletleriyle yenilenen diplomatik ve ekonomik bağlardır. Bu zengin ülkeler şimdiye kadar Irak’a yatırım yapma konusunda tereddütlü olsalar da ortaya çıkan bağlantılar, ekonomik kalkınmanın bu kilit bileşeninin gerekli habercisidir.

 

S: Irak’taki Ağustos 2022 protestolarının kaynağı neydi? Neden şiddete başvurdular? 

 

Marsin Alshamary: Ağustos 2022’de Irak bir kez daha iç savaşın eşiğine geldi. Bu sefer çatışma, Şii ve Sünni silahlı grupların birbirleriyle savaştığı ve Bağdat haritasını dini çizgilere göre yeniden düzenlediği 2006-08 savaşındaki gibi mezhepsel sebeplerden değildi. Tam aksine, bu neredeyse iç savaş, Irak’ın en büyük ve güçlü etnik-dini grubu olan Şii’lere ait farklı fraksiyonlar arasında gerçekleşecekti. Birçok yönden, gruplar arası şiddetten grup içi şiddete geçiş, Irak’ın gayri resmi paylaşım sistemi ile yönetilmesinin daha da arttığı ve ciddiye alınması gerektiğini gösteren bir durum oldu.

Bu gerginlik, tanıdık bir kadro etrafında dönüyordu. Birincisi, 2004’te Amerikan karşıtı isyana liderlik etmesiyle Amerikalı izleyiciler arasında kötü bir üne sahip olan Mukteda El-Sadr. Sadr – birçok Iraklı politikacı gibi – kendisini bir milis liderinden bir politikacıya dönüştürdü. Popülist mesajları daha fakir Iraklılar arasında yankı uyandırdı ve sandıkta zaferle sonuçlandı. 2018 seçimlerinde Sadr, Irak Komünist Partisi ile güçlerini birleştirdi ve 329 parlamento sandalyesinin 54’ünü kazandı. Bir hükümet karşıtı protesto dalgasını yatıştırmak için yapılan 2021 erken seçimlerinde Sadr 73 sandalye kazandı. Bu son seçimde, Sadrcılar bir kez daha en büyük kazanan oldular, ancak bu kez ikinci olanlardan önemli ölçüde daha fazla sandalye elde ettiler.

O halde Sadr’ın kendisini belirleyici olarak görmesi ve Iraklı siyasetçilerin 2005’ten beri sıkı sıkıya sarıldığı geleneksel konsensüs modelini bozmayı seçmesi şaşırtıcı değil. Konsensüs yerine çoğunluk ve muhalefetten oluşan bir hükümet kurmayı amaçlıyorlar.

Sadr’ın amacı, Şii rakipleri olan Coordination Framework’u (Koordinasyon Çerçevesi) muhalefet rolüne zorlamaktı. Koordinasyon Çerçevesi, eski Başbakan Nuri Al-Maliki’nin Hukuk Devleti, savaş zamanı eski Başbakanı Haydar El-Abadi’nin Ulus Devlet Güçleri İttifakı (eski İslam Yüksek Konseyi üyesi Ammar Al-Hakim ile ortaklaşa) dahil olmak üzere bir grup Şii siyasi partidir. El Fetih İttifakı (Halk Seferberlik Güçlerinden birkaç önde gelen paramiliter gruptan oluşur) ve mevcut Başbakan Muhammed El-Sudani’nin Furatain Partisi dahil daha küçük partilerdendir.

Amerikan bakış açısından, Koordinasyon Çerçevesi bazı dost yüzleri (Haider Al-Abadi ve Ammar Al-Hakim) ve İran’la bağları endişe verici olan bazılarını (Hadi Al-Ameri ve Qais Al-Khazali) içeriyor. Bununla birlikte hem İran hem de ABD, hükümet kurma sürecinin büyük ölçüde dışında kaldı. O zamanlar, medya ve analistler büyük ölçüde bir reformist olarak Mukteda El-Sadr ve İranlı yardakçılar olarak Koordinasyon Çerçevesi hakkında tek taraflı bir hikaye anlattılar.

Sadrcılar ve Koordinasyon Çerçevesi aylarca çatıştı ve bir yıldan fazla bir süredir hükümet kurma sürecini çizerken, Iraklılar her gün kötü hizmetler, İran’dan gelen güvenlik saldırıları ve iklim değişikliğinin dayanılmaz etkileri altında acı çekmeye devam etti. Koordinasyon Çerçevesi, Sadr’ın çoğunluk hükümeti kurmasını engellemek için Federal Yüksek Mahkeme’ye başvurmak ve bir cumhurbaşkanı seçmek için gereken meclis yeter sayılarını engellemek de dahil olmak üzere birçok taktik kullandı. Haziran ayına gelindiğinde Sadr, Koordinasyon Çerçevesi ve kendi müttefikleri – Taqadum ve KDP – çoğunluk hükümetine gönülsüz yatırımları nedeniyle hayal kırıklığına uğradı. 73 milletvekilinin istifa etmesini ve takipçilerinin Bağdat’ın merkezinde hükümet binaları, BM yerleşkesi ve Amerikan Büyükelçiliği de dahil olmak üzere çeşitli yabancı misyonların bulunduğu müstahkem bir bölge olan Uluslararası Bölge’ye gitmelerini emretti.

Birkaç hafta boyunca protestolar nispeten barışçıl geçti, ancak günlük işler için büyük ölçüde durumu istikrarsızlaştı. Yeni parlamenterler yemin etti ve Koordinasyon Çerçevesinin sayısı arttı. Sadr, Irak halkını hükümet tipi değişikliği talep etmek için protestocularına katılmaya çağırırken, Sadr’sız bir hükümet kurmaya koyuldular. 2019’da hükümeti protesto etmek için kalabalıklar halinde ortaya çıkan her gün Iraklılar, Sadrcıların bilinen değişken doğasından korktukları için büyük ölçüde bunun dışında kaldılar. 2019’da Sadistler, halk protesto hareketini desteklemekle ona şiddetle karşı çıkmak arasında gidip geldiler. Iraklılar, kendisini sık sık halkın adamı olarak göstermeye çalışan Sadr da dahil olmak üzere siyasi liderlerine pek güvenmiyor.

Barış sağlanamadı. Ağustos sonunda Sadr siyasetten çekildiğini açıkladı ve takipçilerinin davranışlarından sorumlu olmayacağını öne sürdü. Sadrcılar ile Irak Güvenlik Güçleri ve Halk Seferberlik Güçleri üyeleri Bağdat’ın ötesine uzanan çatışmalarda birbirleriyle çatışırken protestolar şiddetli bir hal aldı. O huzursuz gecede Bağdat sakinlerine iç savaş hatırlatıldı. Pek çok gözlemci için Irak, Şii-Şii iç savaşına giriyormuş gibi görünüyordu. Ertesi gün, muhtemelen seçkin Şii din adamlarının baskısı altında ve Uluslararası Bölge’deki askeri bir yenilgi nedeniyle Sadr, Irak halkından özür diledi ve takipçilerini şiddeti durdurmaya çağırdı. Hemen terhis oldular.

Sadrcılarla olan gerilim dağılmadı ve Başbakan Sudani’nin başbakanlığının arka planında gizlenecek. Bu şiddetin bağlamı geçmişteki şiddet olaylarından oldukça farklı. Bir işgal gücüne veya etnik-dinsel bir düşmana yönelik olmayan bir çatışma söz konusu. Aksine, Şiiler arasındaki rekabetin bir tezahürüdür.

 

PAYLAŞ
Kariyerim Dergisi, Türkiye kampüslerinin sesi ve mecrası olmak için kurulmuş üniversite ve kariyer odaklı bir dergi ve web platformudur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here