Antik dünyayı bugünün diliyle okumak: Çeviri geçmişi nasıl değiştiriyor?

Homeros’un eserlerinin çevirmeni Emily Wilson, yeni kitabında antik metinleri günümüz okuruna ulaştırmanın güçlüklerini ele alıyor. Çalışmasının merkezinde, geçmişi anlaşılır kılarken ona bugünün değerlerini ve önyargılarını yükleme tehlikesi bulunuyor.

Antik Yunan ve Roma edebiyatını okurken karşılaştığımız dünya, ne ölçüde o dönemin insanlarına, ne ölçüde çevirmenin tercihlerine ait? Pennsylvania Üniversitesi Klasik Çalışmalar Bölümü Başkanı Emily Wilson, yeni kitabı Crossing the Wine-Dark Sea: Journeys Through Ancient Literature ile bu sorunun peşine düşüyor.

İlyada ve Odysseia çevirileriyle tanınan Wilson, yaklaşık yirmi yıllık akademik ve öğretim deneyiminden yararlanarak çevirinin geçmişi anlamamızdaki rolünü inceliyor. Kitap, Troya Heleni’nin nasıl yorumlandığından Aristophanes’in komedilerine, Romalıların Yunan edebiyatıyla ilişkisinden günümüzdeki çeviri tartışmalarına uzanıyor.

Geçmişi yakınlaştırırken farklılıklarını korumak

Wilson’a göre çevirmenin temel güçlüğü, eski bir metni bugünün okuruna anlamlı kılarken yazıldığı dünyanın farklılıklarını koruyabilmek. Özellikle toplumsal cinsiyet, cinsellik, şiddet, mizah ve iktidara ilişkin güncel kabuller, antik eserlerin yorumunu etkileyebiliyor.

Bunun somut örneklerinden biri, eski Yunancadaki kinaidos ve Latincedeki cinaedus sözcükleri. Antik komedi, hiciv ve hitabette kullanılan bu kavramlar, günümüzün cinsiyet ve cinsellik kategorileriyle bire bir örtüşmüyor. Bunları modern aşağılayıcı ifadelerle karşılamak, geçmişteki bir önyargıyı aktarırken metne bugünün kültürel yükünü de taşıyabiliyor.

Wilson’ın uyarısı, antik toplumların kendi önyargılarını görünür kılarken onları bugünkü düşünce kalıplarına sıkıştırmamak gerektiği yönünde.

Sözcüklerin anlamı kadar sesi de önemli

Çeviride kayıp yalnızca kavramlarla sınırlı değil. Wilson, kitabında antik şiir ve tiyatronun önemli bir bölümünün sözlü icra için tasarlandığını hatırlatıyor. Ölçü, ses ve ritim, bu eserlerin anlam üretme biçiminin parçası.

Bu nedenle ölçülü şiiri düzyazıya ya da serbest nazma dönüştürmek, okurun metne erişimini kolaylaştırsa da özgün eserin biçimsel özelliklerini zayıflatabiliyor. Wilson, mümkün olduğunda çevirmenin anlamın yanında bu özellikleri de yeniden kurması gerektiğini savunuyor.

Aristophanes’in oyunlarını durum komedileri, stand-up gösterileri ve Broadway müzikalleriyle karşılaştırması da bu yaklaşımı açıklıyor. Kalıplaşmış karakterler, toplumsal eleştiri, şarkı ve dans, eski komedinin yalnızca sayfada okunacak bir metin olmadığını gösteriyor.

Antik metinlerde kimin sesi duyuluyor?

Kitabın dikkat çektiği başka bir mesele, günümüze ulaşan metinlerin temsil sınırları. Wilson, korunmuş antik şiirlerin çoğunun erkekler, genellikle de seçkin toplumsal sınıflardan erkekler tarafından yazıldığını belirtiyor.

Bu eserlerde kadınların ve köleleştirilmiş insanların nasıl tasvir edildiği, yazarların onları nasıl gördüğüne ilişkin önemli bilgiler sunuyor. Ancak bu tasvirler, söz konusu insanların kendi yaşam deneyimlerine doğrudan erişim sağlamıyor.

Wilson ayrıca antik çağın tek bir bütün gibi ele alınmasına karşı çıkıyor. Farklı Yunan dönemleri, Roma Cumhuriyeti ve Roma İmparatorluğu arasında geniş zaman, coğrafya ve kültür farkları bulunuyor. Bugünün tercihleri ise hangi eserlerin okunacağını ve geçmişin hangi yönlerinin hatırlanacağını etkiliyor.

Klasik edebiyat konusunda uzmanlık gerektirmeyen bir okur kitlesine seslenen kitap, çeviriyi geçmişle karşılaşmanın yaratıcı ve sorumluluk gerektiren bir yolu olarak ele alıyor. Wilson’ın yaklaşımı, antik metinlerin tanıdık yanlarını bulurken onların şaşırtıcı farklılıklarına da alan açmayı öneriyor.

Kaynaklar: Penn Today

PAYLAŞ
Kariyerim Dergisi, Türkiye kampüslerinin sesi ve mecrası olmak için kurulmuş üniversite ve kariyer odaklı bir dergi ve web platformudur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here