Princeton Üniversitesi’nin geleneksel “Pre-read” buluşmasına katılan okuryazarlık uzmanı Maryanne Wolf, dijital ekranlar, yapay zekâ özetleri ve sürekli içerik kaydırma alışkanlığının derin okuma becerilerini zayıflatabileceğini söyledi. Wolf, öğrencilere üniversite yıllarını yalnızca bilgi edinme değil, yaşamları boyunca kullanacakları güçlü bir “okuma beyni” oluşturma dönemi olarak görmeleri çağrısında bulundu.
Princeton Üniversitesi, 2030 mezuniyet sınıfına katılan öğrenciler ile üniversiteye yeni gelen yatay geçiş öğrencilerini, dijital çağda okumanın geleceğini tartışan önemli bir etkinlikte buluşturdu. Üniversitenin Jadwin Gymnasium salonunda gerçekleştirilen yıllık “Pre-read Assembly” programının konuğu; akademisyen, yazar ve okuryazarlık savunucusu Maryanne Wolf oldu.
Etkinlikte Princeton Üniversitesi Başkanı Christopher L. Eisgruber ile bir araya gelen Wolf; derin okumanın insan beyni üzerindeki etkilerini, dijital ekranların okuma alışkanlıklarını nasıl değiştirdiğini ve yapay zekâ çağında uzun ve zorlayıcı kitaplar okumanın neden hâlâ vazgeçilmez olduğunu anlattı.
Bu yılki programın merkezinde Wolf’un 2018 yılında yayımlanan “Reader, Come Home: The Reading Brain in a Digital World” adlı kitabı yer aldı. Eser, Princeton’a yeni başlayan öğrencilerin yaz döneminde okumaları için Eisgruber tarafından seçildi.
Derin okuma beynin bağlantılarını güçlendiriyor
UCLA Eğitim ve Bilgi Çalışmaları Fakültesinde görev yapan Maryanne Wolf, derin okumanın yalnızca bir metindeki bilgileri anlamaktan ibaret olmadığını vurguladı. Wolf’a göre uzun, karmaşık ve zorlayıcı metinler üzerinde yoğunlaşmak; bilgi edinme, çıkarım yapma, empati kurma ve eleştirel düşünme süreçlerinde kullanılan gelişmiş sinir ağlarını harekete geçiriyor.
Okuma sırasında kullanılan bu bağlantıların zaman içinde güçlendiğini belirten Wolf, insan beyninin doğuştan hazır bir okuma sistemine sahip olmadığını; okuma becerisinin deneyim ve çalışma yoluyla inşa edildiğini ifade etti.
Wolf, öğrencilere hitaben, “Ne kadar çok okursanız, bu devredeki bağlantılar o kadar güçlenir ve genişler” mesajını verdi.
Buna karşılık metinleri yüzeysel biçimde taramak, dijital ekranlarda sürekli içerik kaydırmak ve metinlerin tamamı yerine yapay zekâ tarafından hazırlanan özetlere güvenmek, beynin söz konusu gelişim sürecini olumsuz etkileyebiliyor. Wolf, kişinin düşünme ve anlama görevini sürekli başka araçlara devretmesinin, kendi zihinsel gelişiminde adeta bir “kısa devre” oluşturabileceği uyarısında bulundu.
“Yapay zekâ özetleyebiliyorsa neden uzun kitaplar okuyalım?”
Princeton Üniversitesi Başkanı Christopher L. Eisgruber, kitabın programa özel baskısı için kaleme aldığı önsözde, derin ve yoğun okumanın Princeton eğitiminin merkezinde bulunduğunu belirtti.
Eisgruber, Wolf’un kitabını seçmesinin nedenini, günümüzde üniversite öğrencilerinin karşı karşıya kaldığı temel bir soruyla açıkladı: Yapay zekâ araçları uzun metinleri kısa sürede özetleyebiliyorsa öğrenciler neden hâlâ uzun ve zorlayıcı kitapları okumalı?
Etkinlik boyunca bu soru; eleştirel düşünme, zihinsel bağımsızlık, empati, dikkat süresi ve kişisel sorumluluk başlıkları üzerinden tartışıldı. Üniversitenin Kolej Dekanı Michael Gordin de Wolf’u, okurluğun hem bilişsel hem de ahlaki yönlerini öne çıkaran ülkenin en önemli isimlerinden biri olarak tanıttı.
Öğrencilere kendi okuma alışkanlıklarını sınama çağrısı
Maryanne Wolf, öğrencilerden gerçekten derinlemesine okuyup okumadıklarını anlamak için kendi üzerlerinde küçük bir deneme yapmalarını istedi. Öğrencilerin birkaç yıl önce okuyup sevdikleri bir kitabı yeniden ele almalarını öneren Wolf, böylece ekran karşısında geçirilen zamanın okuma biçimlerini değiştirip değiştirmediğini görebileceklerini söyledi.
Yoğun ve karmaşık bir metinle karşılaşıldığında hemen durma, sıkılma ya da başka bir içeriğe geçme isteğinin önemli bir belirti olabileceğini anlatan Wolf, dijital ortamlarda gelişen hızlı tarama alışkanlığının basılı metinlere de taşınabileceğine dikkat çekti.
Öğrencilere üniversitede geçirecekleri dört yılı, hayatlarının geri kalanında kullanacakları en gelişmiş okuma devresini oluşturma fırsatı olarak değerlendirmelerini tavsiye etti.
Güne kitapla başlamak ve kitapla bitirmek
Wolf, sağlıklı bir “okuma yaşamının” nasıl korunabileceği konusunda da somut bir öneride bulundu. Yazar ve yorumcu Ezra Klein ile gerçekleştirdiği bir görüşmeden sonra geliştirdiği “günü kitapla çerçeveleme” alışkanlığını öğrencilere anlattı.
Bu yönteme göre kişi, sabahın ilk bölümünde ve günün sonunda bir süre iyi bir kitapla baş başa kalıyor. Wolf, özellikle basılı kitapların tercih edilmesini öneriyor. Çünkü kâğıt üzerindeki okuma, okurun daha yavaş ilerlemesini, düşünceler üzerinde durmasını ve farklı bir zihinsel dünyaya girmesini kolaylaştırıyor.
Kitapların insanı zor düşüncelerle karşı karşıya getirdiğini ifade eden Wolf, yavaşlamanın zihnin en özgün ve güçlü düşüncelerini ortaya çıkarabilmesi için gerekli olduğunu savundu.
Basılı kitapların mekânsal hafıza avantajı
Programın soru-cevap bölümünde öğrenciler, basılı ve dijital okuma arasındaki farklara ilişkin sorular yöneltti. Öğrencilerden Juan Revolorio Ventura, çocukların dijital araçlara geçmeden önce basılı kitaplarla okuma becerilerini geliştirmeleri gerektiği yönündeki görüşün üniversite öğrencileri açısından nasıl uygulanabileceğini sordu.
Wolf, mümkün olduğunca çok metnin basılı olarak okunmasını tavsiye etti. Fiziksel kitapların beynin mekânsal düşünme kapasitesini desteklediğini belirten Wolf, okurların bir bilginin sayfanın hangi bölümünde bulunduğunu çoğu zaman hatırlayabildiğine dikkat çekti.
Bir bilginin kitabın sol sayfasında veya sayfanın belirli bir bölümünde bulunduğunu hatırlamanın, öğrenilen bilgilerin zihinde düzenlenmesine yardımcı olduğunu aktaran Wolf, bilgiyi basılı metinlerden okurken daha iyi birleştirebildiğimizi ve kalıcı hâle getirebildiğimizi söyledi.
“Sonsuz kaydırma” alışkanlığı nasıl aşılabilir?
Bir başka öğrenci, sosyal medya platformlarında sürekli içerik kaydırmanın oluşturduğu ödül sisteminden nasıl kurtulabileceklerini ve derin okuma zihnini nasıl yeniden geliştirebileceklerini sordu.
Wolf, bu meselenin yalnızca kişisel bir alışkanlık olmadığını, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk taşıdığını vurguladı. İnternet kullanıcılarının sosyal medya akışlarında çoğu zaman kaynağı bilinmeyen ve algoritmalar tarafından seçilen içeriklerle karşılaştığını hatırlattı.
Bu nedenle kitap okumanın ve karşılaşılan düşünceler üzerinde uzun süre durmanın, algoritmaların oluşturduğu bilgi ortamına karşı bir denge unsuru olduğunu belirtti. Wolf’a göre derin okuma, bireyin başkaları tarafından seçilmiş düşünceleri pasif biçimde tüketmek yerine kendi değerlendirmelerini geliştirmesine yardımcı oluyor.
Yapay zekâdan yararlanıyor ancak son sözü ona bırakmıyor
Etkinlikte Maryanne Wolf’a yapay zekâyı kendi çalışmalarında kullanıp kullanmadığı da soruldu. Wolf, yapay zekâ araçlarından son derece dikkatli biçimde yararlandığını söyledi.
Örneğin farklı okuma seviyelerindeki çocuklar için hazırlanan bir dijital okuryazarlık programının geliştirilmesinde yapay zekâdan destek aldığını belirten Wolf, bu araçların kendisi için yalnızca bir fikrin başlangıç noktası olabileceğini ifade etti. Yapay zekâ tarafından üretilen içeriği hiçbir zaman tamamlanmış veya nihai bir ürün olarak kabul etmediğini vurguladı.
Kitapların empati ve eleştirel düşünme becerilerinin geliştirilmesinde yapay zekâ tarafından oluşturulan içeriklerden daha önemli olduğunu savunan Wolf, öğrencilere kendi zihinlerinin gelişimini yönetmeleri gerektiği mesajını verdi.
Yoğun ders programında derin okuma nasıl korunacak?
Öğrencilerin yönelttiği sorulardan biri de Princeton’daki derslerde her hafta okunması gereken çok sayıdaki sayfaya rağmen derin odaklanmanın nasıl korunabileceğiydi.
Başkan Eisgruber, çözümün güçlü bir zaman planlaması geliştirmekten geçtiğini söyledi. Kendisinin de oldukça yavaş bir okur olduğunu belirten Eisgruber, öğrencilerin kendi okuma hızlarını tanımaları ve metinler için yeterli süre ayırmaları gerektiğini ifade etti.
Okuma son ana bırakıldığında öğrencilerin metni hızla tamamlamaya çalıştığını ve eserin sağlayacağı düşünsel katkıdan tam olarak yararlanamadığını kaydeden Eisgruber, derslerinde verdiği metinleri öğrencileriyle aynı hafta içinde kendisinin de yeniden okuduğunu aktardı.
Yedi kelimelik mesaj: “Derin, uzun, cesaretle ve emek vererek okuyun”
Programın sonunda bir öğrenci, Maryanne Wolf’tan kitabındaki temel düşünceyi Ernest Hemingway’in ünlü altı kelimelik hikâye yaklaşımına benzer biçimde özetlemesini istedi.
Wolf’un cevabı yedi kelimeden oluştu:
“Derinlemesine, uzun, cesaretle ve emek vererek okuyun.”
Princeton’daki tartışmanın ilerleyen haftalarda da sürmesi planlanıyor. Eisgruber ile 2030 mezuniyet sınıfındaki öğrenciler, üniversitenin yatılı kolejlerinde düzenlenecek daha küçük yuvarlak masa toplantılarında “Reader, Come Home” kitabını ve yapay zekâ çağında okumanın geleceğini değerlendirmeye devam edecek.





























