Yazıma değerli duayen büyüğüm Şant Manukyan’dan duyduğum bir Wall Street sözüyle başlamak istiyorum. “Hiçbir büyüme kendi başına ölmez. Ya FED suikast düzenler ya da dışsal bir şok gelir.” Dünyanın bayrak taşıyan gücü Amerika’nın göz göre göre enflasyon batağına saplanması ve bu bataktan kurtulmak için bütün dünyayı kendiyle birlikte batağa çekmesi… Bu söz içinde bulunduğumuz son birkaç yılı çok iyi özetler nitelikte.
Daha önce “Enflasyon, Faiz, DXY Denkleminde FED” yazısında Amerika’nın elinde bulundurduğu ayrıcalıktan bahsetmiştik. Exorbitant Privilege dediğimiz bu ayrıcalık doların küresel bir para birimi olması sebebiyle Amerika’nın kur krizi ya da cari açık kaynaklı ödemeler dengesi krizlerinden muaf kalmasını sağlıyor. Dünyanın süper gücü olan Amerika’nın en büyük güç kaynağı da dolar sayesinde bu ayrıcalığı sahip olmasından kaynaklanıyor.
ABD son 25 yıldır finansal yapı itibarıyla dolar ayrıcalığına tamamen bağlı kalmış ve bütün finansal sistemini güçlü dolar üstüne kurmuştur. Güçlü dolara dayalı sistem, her yıl ortalama olarak verilen 150-200 milyar dolarlık cari açığın, 32 trilyon dolara dayanan kamu borcunun göz ardı edilmesini sağlıyordu. Sistemin tek bir zayıf karnı var: Enflasyon. Dünyanın neresine giderseniz gidin devletler, bankalar, şirketler hatta halklar bile paralarını enflasyona karşı korumak adına yoğun olarak doları kullanmakta. Global bir finansal saklama ve koruma aracı olan dolarda yaşanabilecek enflasyon, doların bu özelliklerini zayıflatır. Zayıflayan dolar, Amerika’nın güçlü dolar denklemini bozacak ve hatta Amerika’yı her alanda çökertecek yegâne silahtır.
Pandemi döneminde ekonomiyi ayakta tutmak adına yeni basılan ve hızlı bir şekilde piyasaya sürülen Amerikan doları, giderek tırmanan bir Amerikan enflasyonunu oluşturdu. Bozulan dolar istikrarını yukarıda bahsettiğimiz sebeplerden dolayı korumak isteyen FED hızlı ve sert bir şekilde sıkı para politikasına geçti. Olması gerekenden daha sert bir şekilde yapılan faiz artırımları sebebiyle başta tahvil piyasaları olmak üzere birçok piyasada değer kaybının yaşanmasına neden oldu. Bank of America verilerine göre hızlı faiz artışı sebebiyle dünya genelinde 46 trilyon dolarlık bir zarar realize edildi. Bu bir hata idi. Ama ikinci yapılan hata daha önemli benim için. Enflasyonla sıkı mücadele kararını erken bozan Amerikan merkez bankası FED, faiz artırım montanını daraltarak enflasyonun düşüş hızını kesti. Açıklanan ocak verilerine göre enflasyon %0,1 oranında düşse de bu düşüş beklentilerin çok altında kaldı. Tekrar sıkılaşma sinyali veren Başkan Powell, bu söylemiyle finansal piyasalarda çökme yarattı.
Diğer bir çöküş hatası ise Demokrat Parti Massachusetts Senatörü Elizabeth Warren’dan geldi. Kripto paralara adeta savaş açan Warren Aralık 2022 tarihinde Silvergate bankasına bir mektup yolladı. Silvergate Bank ana odağında kripto para odaklı finansal hizmetler olan, büyük montanlı transferler yapan ve kripto ödemelerine altyapı sağlayan bir ticari bankadır. Mektup detayında kripto paraları hedef alarak riskli yatırımlar olduğunu, FTX’in iflasında kaybolan paralardan dolayı Silvergate’i hedef göstererek zan altında bıraktı. FTX iflasından sonra likidite problemi çeken banka Warren’ın darbesiyle birlikte artan bank run -bir bankadan aynı anda birçok kişi para çekmeye çalışması- baskısına dayanamayarak 9 Mart 2023 tarihinde faaliyetlerini sonlandırdı.
Bir banka için en önemli risk likidite riskidir. Likiditesini yani aktif pasif dengesini, ödemeler dengesini sağlayamayan hiçbir banka ayakta kalamaz. Ne kadar büyük olursanız olun likidite riskini yönetemezseniz batmanız an meselesi olabilir. Bu bankacılığın en temel kurallarından birisidir. Aynı zamanda likidite krizi çeken bir banka olduğu kamuoyuna sızarsa bütün sektörde bank run yaşanması da kaçınılmazdır. Örneğin ülkemizde yaşanan milenyum krizinde Bayındır Bank’ın Romanya iştirakının batması ile başlayan bankalardan mevduat çekilmeleri sonucu Türkiye’de tam 24 banka batmıştır. Amerika’da da yaşanan Silvergate iflası beraberinde Amerika’nın en büyük 16. bankası olan SVB’nin (Silicon Valley Bank) iflasını getirdi. 211 milyar doları aşkın bir aktif büyüklüğe sahip olan SVB, aktifinde 120 milyar dolarlık Securities yani menkul kıymet bulunduruyor ve aktifin yalnıza 73 milyar doları kredi. Pasif kısmında ise 173 milyar dolarlık müşteri mevduatı ve 16 milyar dolarlık öz kaynak bulunuyor. Aktifin %57’sini kaplayan menkul kıymetlerde FED’in tutarsızca yaptığı şahin ve güvercin oyunundan kaynaklı yaşanan değer düşüklüğü sebebiyle likidite problemi içerisinde olan SVB, oluşan bank run dalgasından sağ çıkamadı. Aşağıda FDIC resmi rakamlarına göre bankaların ellerindeki menkul kıymet zararlarını görebilirsiniz. Yaklaşık 700 milyar dolarlık realize edilmemiş bir menkul zararı bulunuyor. Bu zararın yaklaşık 300 milyar dolarlık kısmı realize edilebilir (AFS), 400 milyarlık kısmı ise vade sonuna kadar tutulmak zorunda olan HTM cinsi kıymetler.
Bunlarla birlikte USDC ihraççısı olan Circle şirketinin SVB ile çalıştığını biliyoruz. Circle şitketi USDC için rezerv olarak tuttuğu 40 milyar USD’nin 3,3 milyar dolarını SVB’de mevduat olarak tutuyordu. Bu iflas ile rezerv erimesi yaşanan ve bu sebeple depeg (USD’ye sabitlenen sabit coinlerin bu sabitlikten uzaklaşması) olan USDC’ye güven azaldı.
Amerika’da TMSF görevi gören FDIC sigortası 250 bin USD ve SVB’deki mevduatların yalnızca 4,6 milyar dolarlık kısmı sigortaya tabi. Bakıldığında 168,4 milyar dolarlık bir mevduat batığı ile karşı karşıyayız. Sorulması gereken mühim soru FED bu banka batığını kurtaracak mı? Benzer peer grubundaki bankalara baktığımızda onlarda da durum iç açıcı değil. Eğer FED batığı kurtarmazsa büyük bir bankacılık krizinin kapısını kendi elleriyle açacaktır. Aşağıda ki grafikte bu bankalarda yaşanan değer kayıplarını görebilirsiniz.
































