Su Kıtlığını En Çok Düşük Gelirliler Hissedecek

Temiz ve içilebilir suya erişim en temel insan hak ve özgürlüklerindendir. Fakat gün geçtikçe artan kuraklık halihazırda su sıkıntısı çeken bölgelerdeki maddi olarak güçsüz olan insanlar için ayrımcılığa sebebiyet verebilir. Nature Water’da yayınlanan araştırmaya göre, su hizmeti sağlayıcılarının suya erişimden dolayı artan yatırım masraflarını doğrudan tüketicilere yansıtması özellikle düşük gelirli haneleri zor durumda bırakabilir.  

Kuzey Carolina Eyalet Üniversitesi’nde araştırmacı olan Doçent Benjamin Rachunok, “Düşük gelirli bir hane, kuraklıktan önce ne kadar su kullandıklarına göre suyu kısma önlemlerine ve ek ücretlere genellikle farklı tepkiler veriyor. En nihayetinde bu uygulama herkese aynı süreçler ve politikalar uygulanıyor olsa bile, düşük ve yüksek gelirli insanlar için farklı satın alınabilirlik sonuçlarına yol açabilir.”

Araştırmacılar, bazı durumlarda, düşük gelirli hanelerin kuraklık sırasında faturalarının arttığını görürken, yüksek gelirli hanelerin faturalarının düştüğünü gördü. Çalışmaları, suyun satın alinabilirligini etkileyen birbirine bağımlı parametleri anlamaya ve su planlamacılarının ve politika yapıcıların uzun ve kısa vadeli kuraklık tepkilerinin potansiyel etkilerini daha iyi anlamalarına yardımcı olabilir.

Kuraklıkla Mücadelinin Modellenmesi

Kaliforniya’da 2011’den 2017’ye kadar olan kuraklıktan elde edilen halka açık verilerden yararlanan araştırmacılar, kuraklığın uzunluğu ve şiddetinin farklı kombinasyonlarının, çeşitli dayanıklılık stratejilerinin ve hanehalkı davranışlarının suyun karşılanabilirliğini nasıl etkileyebileceğini incelemek için bir model oluşturdular.

Makalenin kıdemli yazarı Sarah Fletcher, “Su kıtlığı ile satın alınabilirlik arasındaki bağlantı hakkında düşünmenin standart yolu, su sağlama maliyetine ve bu maliyetin belli paradigmalar eşliği kullanıcılara nasıl aktarıldığına bakmak olmuştur. Fakat kuraklığın suyun karşılanabilirliği üzerindeki etkilerini tam olarak anlamak için, insanların kuraklığın nasıl geliştiğine ve uygulanan kısıtlamalara yönelik davranışsal tepkilerini dahil etmeliyiz.”

Bir su kıtlığı olduğunda, sağlayıcılar genellikle tüketicilerden su kullanımlarını kısmalarını isterken, gelir kaybını telafi etmek için faturalara kuraklık ek ücreti uygular. Fletcher ve Rachunok, yüksek gelirli hanelerin bir ek ücret eklese bile ortalama su faturalarını önemli ölçüde düşürebileceğini keşfetti. Bununla birlikte, düşük gelirli haneler, su kullanımlarında daha az esnekliğe sahip olma eğilimindedir. Su kullanımlarını azaltabilseler bile, bu düşüş, ek ücretin ek maliyetini telafi etmez.

Su hizmeti sağlayıcıları, su kaynaklarını artırmak için tuzdan arındırma veya su geri dönüşüm tesisleri gibi altyapıya da yatırım yapabilir. Model, tüm kuraklık senaryolarında, bu projelerin düşük gelirli haneler için maliyetleri artırdığını ve karşılanabilirliği azalttığını gösterdi.

Fletcher, “Uygun fiyat, suya erişimin önemli bir parçasıdır. Su güvenliğini düşük gelirli nüfus için karşılanabilirlik olarak düşünürsek, o zaman sıklıkla düşündüğümüz bazı pahalı teknolojik önlemler, suyu daha fazla sayıda insan için karşılanamaz hale getirerek su güvenliğine gerçekten zarar verebilir.” ifadelerini kullandı.

Herkes için Erişilebilir Bir Gelecek

Su, bir hanenin gelirinin %2 ila %4’ünü aşmadığında genellikle karşılanabilir olarak kabul edilir. Su temin etme maliyeti, su faturalarının birincil itici gücü olsa da kuraklık sırasında küçük bir fatura artışı bile bazı hanelerin ihtiyaç duydukları suyu karşılamasını zorlaştırabilir.

Fletcher ve Rachunok, satın alınabilirliği etkileyen parametreler hakkında bilgi sağlayarak, şehirlerin uzun vadeli su temini planlaması için farklı yaklaşımları değerlendirmesine yardımcı olmayı umuyor. Oran yapılarının(rate design) ve diğer kuraklık yönetimi tekniklerinin insanların davranışlarını nasıl etkilediğini araştırmaya devam ediyorlar ve düzenleyicilerin belirsiz bir gelecek için en iyi kararları vermelerine yardımcı olacak genelleştirilmiş bir yaklaşım geliştirmek için çalışıyorlar.

Fletcher, “Değişen bir iklimimiz ve değişen su ihtiyacımız var. Güvenilir, uygun maliyetli ve ihtiyacımız olan tüm hizmetleri sağlayan su sistemlerine sahip olabilmemiz için zorlu şartlara uyum sağlamamıza olanak tanıyan yaklaşımlar geliştirmeliyiz. Ve bu uyarlamayı yaparken gerçekten ihtiyaç sahibi kimseleri merkeze almalıyız.” diyerek yapılan çalışmalarda toplumsal duyarlılığın ön planda tutulmasını gerektiğini vurgaladı.

Kaynak: Stanford

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here