Dünya tahvil kralı olarak bilinen Bill Gross, bir açıklama yaptı ve bu açıklamada çok kritik bir benzetme kullandı. Dedi ki: “negatif getirili devlet tahvilleri 10 trilyon doları buldu ve bu bir gün patlayacak bir süpernova”
Bu açıklamayı yapan ya da yazan, bir ekonomi muhabiri, ben de Roubini gibi meşhur olurum belki diyen bir akademisyen, bir köşe yazarı olsaydı belki çok da üzerinde durulmazdı…
Ne yalan söyleyelim yine de durulmadı aslında… Çünkü 2009 yılından sonra ortaya çıkan yeni ekonomik sistemin (pardon, pardon..) finansal sistemin oluşturduğu fırsatların aromasını hala ağzında hissediyor oyun kurucular ve oyundakiler…
Sahi ne olmuştu 8 yıl önce?
Aslında çok şey olmuştu da biz çok konuşulanları hatırlatalım önce. 2000’lerin başından itibaren dünyada emtia ve gıda fiyatlarında ciddi bir yükseliş olmuştu. Bu yükselişte Çin ve Hindistan’ın hızlı gelişimi özellikle Çin’in imalat sanayiindeki çılgın yükselişle emtiaya olan yoğun talep etkili olmuştu. Yine aynı yıllarda Amerika’da konut fiyatlarında yükselişle birlikte hacimsel olarak konut sektörü çok genişlemişti. Yapılan evler hemen satılıyordu. 2000 dolar aylık geliri olan insanlar yüzbinlerce dolarlık evleri satın alıyordu. Çünkü bankalar kredi vermek için çok istekliydi ve dev bir mortgage düzeni oluşmuştu. Evlerin fiyatları da şiştikçe şişiyordu. Hatta filmlere bile konu olduğu şekilde 60’lı yaşlarında bir Amerikalı emekli bile 4-5 ev kredisi birden ödeyerek kendi mikro girişimini oluşturmuş al-sata başlamıştı.
Bankalar herkesi birkaç ev sahibi yapma çabasının da ötesinde başka buluşlar da yapmışlardı. Düşük gelirli ailelere açılan krediler paketlenerek borsalarda alınıp satılabilen tahviller haline getirilmiş, yatırım bankalarına satılmıştı.
Sonra bir şey oldu…
Birden bire konut fiyatları düşmeye başladı… Bunun nasıl olduğu ile ilgili aslında kimse tam olarak emin değil… Dar gelirli Amerikan vatandaşları kredilerini ödeyememeye ve dolayısıyla evlerine el konulmaya başladı. El konulan evlerin satışa çıkması ile balon da patlamış oldu.
Şenlik (!) bununla sınırlı kalmadı tabi…
2008 yılı ilerledikçe subprime mortgage (yüksek riskli ve yüksek faizli kredi) krizinin sadece konut pazarındaki bazı kişileri değiş tüm ülkenin mali sistemini tehdit ettiği anlaşıldı. Elinde çok miktarda yüksek riskli konut kredisi tutan yatırım bankalarından Bear Stearns iflas etti. Sonra meşhur Lehman Brothers’ın batışı geldi. Bitmedi…
Dev sigorta şirketi American International Group (AIG) battı. Ve nihayet ABD Kongresi 700 milyar dolarlık bir kurtarma paketini onayladı. İşte ne olduysa oldu.. Bu kısa süreli derin krizin başlaması ve bitişi bir oldu sanki ve yepyeni ralliler başladı…
FED’in pompaladığı teşvik dolarla havada uçuşmaya başladı… Her yer dolar oldu dünyada… Bugün biter yarın biter derken yıllar boyu devam etti ve adı da parasal genişleme oldu bu bol dolar mevsiminin.
Sonra Avrupa Merkez Bankası, İngiltere ve Japonya merkez bankaları da FED’in yolundan ilerlediler… İşte bu yeni dönemle birlikte bir çok piyasa alt üst oldu… Kurallar değişmese de yok canım denilen fiyat ve miktar hareketleri oluştu…
Küresel ekonomik görünümde yıllar sonra yaşanan zayıflama yatırımcıları güvenli limanlara yönlendiriyor. 2016 yılında devlet tahvillerine yönelik talep de bunun sonucu. Üstüne bir de Brexit endişesi de bu ivmeyi hızlandırmış durumda.
ABD’den gelen son tarım dışı istihdam verisi, FED’in yakın gelecekte faiz arttırımına gidemeyeceği kanısını oluşturdu. Son gelen tarım dışı istihdam verisi kelimenin tam anlamıyla şaka gibiydi ve son 6 yılın en kötü sonucuydu. Bu durumun üstüne Brexit endişeleri gerçeğe dönüşünce kargaşa iyice arttı. Bu sürecin dünya finans piyasalarını nereye sürükleyeceği ise şu an kestirilemiyor. İngiltere ve AB’nin kasvetli evliliğinin nasıl sonuçlanacağı bir büyük soru işareti.
Brexit oylamasında özellikle İngiliz İşçi Partisi milletvekilinin öldürülmesi sonrası beklentiler pozitife dönmüştü. Referandum gecesi gelen sonuçlar da bu yöndeydi. Öyle ki referandum gecesi USD/TL paritesi 2,84’ün altını gördü. EUR/USD paritesi ise 1,14’e yaklaşmıştı… Ama sabah her şey tersine döndü ve USD/TL paritesi 3’ün üstüne çıktı. EUR/USD ise 1,10’un altını gördü. Paritelerdeki hareketler o kadar sertti ki bu büyük ve derin piyasa da %5’lerin üstünde çok sert hareketler görüldü. Nitekim strelin dolar karşısında son 30 yılın dibini gördü ve kayıp %10’u geçti. Bu gerçekten de dünyanın en itibarlı paralarının başında gelen sterlinin kelimenin tam anlamıyla yere yapışmasıydı.
Şimdi alan artık tekrar merkez bankalarında… Dünyanın tüm merkez bankaları bu günlerde fazla mesai yapacaklar. Trilyon dolarlarla genişlemiş bilançolarını nasıl yönetecekler, derin bir okyanusa dönmüş tahvil piyasası nasıl fırtınalara gebe hep birlikte izleyip göreceğiz…
2008 krizinde sonra gerçekleşen parasal genişleme furyasında birilerinin kısık sesle söylediği “bu çözüm değil ve işleri daha da karıştıracak, kağıt para çökecek ve altının onsu 5.000 doları görecek 10 yıl içinde” yorumları bir gün gerçeğe dönüşecek mi dersiniz?





























