Bu giriş yazısında okuyucuları kısa bir gezintiye çıkarmak istiyorum. Amacım, para dediğimiz şeyin kültürel ve sosyal yaşamlarımızla olan derin bağını, tarihsel ve antropolojik verilerin de eşliğinde sunmak. Ancak bunu yaparken, belli bir kronolojik yapıdan ziyade, uzun zaman atlamalarına yer vermek zorunda kalacağım. Ayrıca, paraya dair birtakım görüşleri de kısaca tanıtmak bu yazının amaçlarından biri.
Para dediğimiz şey, neredeyse 5000 yıldır yaşamımızın içerisinde olan ve geçirdiği evrim ile çeşitli formlarda karşımıza çıkan bir varlık. Konuyla ilgili en bilindik anlatı onun ilk olarak Lidya’da ortaya çıktığıyla ilgili. Bu bilgi yanlış olmasa da eksiklik içeriyor. Lidya’da ortaya çıkan şey, belli bir metal parçasına devletin kendi mührünü basmasıydı. Daha fazla ilerlemeden önce biraz Lidya öncesine göz atalım.
Takas ekonomisi
Paranın görece uzun tarihine şöyle bir baktığımızda, değişen yapısını da fark edebiliyoruz. Para ilk ortaya çıktığı andan itibaren toplumsal niteliği onun belirleyicisi olmuştur. Yani, onun insandan bağımsız doğal bir tarihinden bahsetmek pek de doğru olmaz.
Parayla ilgili en bilindik hikaye, tarihin belli bir döneminde, insanlar takas ile mübadelelerini gerçekleştirirken, bu işlemlerdeki zorluklar sonucu parayı icat etmeleri olmuştur. Takas sisteminde, bir malın karşılığı olarak belli miktar başka mal teklif edilmeli ki, işlem tamamlanabilsin. Yani isteklerin çifte tekabülü gereklidir. Diyelim, bir çuval buğdayım var ve biraz elmaya ihtiyacım var. Elimdeki bu buğday fazlası için hem bunu alacak hem de karşılığında benim ihtiyacım olan elmayı verebilecek birine ihtiyacım var. Bu koşullar gerçekleştiği anda takas gerçekleşmiş olacak. Baktığımız vakit, 2 farklı mal için gerçekleşen takasta 1 mübadele değeri ortaya çıkıyor. Ancak bu sayı arttıkça mübadele değeri de inanılmaz boyutlara ulaşıyor. Örneğin, 1000 farklı malın olduğu bir takas ekonomisinde, 500 bine yakın mübadele değeri ortaya çıkmaktadır [1].
Bu klasik hikayeden de anlaşılacağı üzere, bu işlemler bir hayli karmaşık ve maliyetli olacaktır. Peki ya, para denilen tek bir meta olursa?
Paranın doğumu
Para, sosyal yapının bir parçası olarak ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Para, meta olarak adlandırdığımız formunda (para-meta); tuz, deniz kabuğu, kakao çekirdeği vb. gibi birçok farklı türde karşımıza çıkmıştır. Bir başka türlü ifade etmem gerekirse, eğer bir toplumda tuz, gerçekleşen alışverişlerde bir ödeme aracı olarak kabul ediliyorsa, artık ona para diyebiliriz.
“…Tuz gibi belli bir metaya, mübadele çevrimi içinde, toplumsal olarak mihenk taşı görevi verilme noktasına gelinirse, tuz yöresel para-meta olur, çevresindeki bütün metalar bir tuz fiyatı edinir. Öbür bütün metalar, kendi bedellerinin onun miktarıyla ifade edilebileceği yüce madde olarak tuzun peşine düşer.” “Takasta bütün metalar eşittir. Bir meta ötekilerden ‘daha eşit’ diye toplumsal olarak kutsandığında para doğar.” [2]
Söz gelimi Shaikh’ın da ifade ettiği üzere, tuz artık meta-paradır. Yani artık bir çuval buğday, 2 ons tuz olarak ifade edilebilir ya da herhangi bir mal tuz değerine göre alışverişe söz konusudur. Yukarıda hesaplanan 1000 mallı bir takas ekonomisinde, 500 bine yakın mübadele değeri ortaya çıkarken, artık tuzun para olduğu bir ekonomide sadece 999 fiyat olacaktır.
Temel olarak aslında ana fikir bu. Tarih içerisinde birçok toplum farklı metaları para olarak nitelendirmiştir. Örneğin Aztekler kakao tohumlarını para olarak kullanırken, Hindistan’ın bazı bölgelerinde yerliler bademi kullanmıştır. Guatemalalılar mısır, antik Babilliler ve Asurlular ise arpa kullanmıştı, başka toplumlar ise deniz kabuklarını para olarak kabul etmekteydiler [3].
Karun kadar zengin
Yukarıda kısaca değindiğim üzere, Lidya’dan önce de birçok farklı toplum birçok farklı metaya para diyordu. Lidya’da gerçekleşen ise paranın başka bir forma dönüşmesiydi.
Yeni formunda para ilk kez, değerli maden olarak ortaya çıkıyor ve devlet güvencesine karışıyordu. Artık o, Lidya devletinin, her iki yüzüne kendi simgesini bastığı, merkezileşmiş bir varlıktı. Alışverişlerde geçerli tek para devletin bastığı bu sikkelerdi. Bu yeni keşif, Lidya’nın ticaretinde o kadar önemli bir rol oynadı ki, ünlü hükümdarları olan Karun’a atıfla, “Karun kadar zengin” deyimi günümüze dek ulaştı.
Lidya’nın Pers orduları karşısında yok olmasının ardından para, Yunan kültürüyle beraber yeniden serpildi ve ticaret yeni bir aşamaya geçmiş oldu. Tüm Yunan şehirleri arasında Atina burada özellikle başı çekti. Bu küçük şehir devlet, kolonileriyle, ticareti ve pazaryerleriyle paranın hükmünü yeniden tayin ettiği yer olacaktı.
Tarihi tersine çevirmek
Yukarıda anlattığımız tarihi şimdi tersine çevirme vakti.
Hikayemizde para, değiş-tokuş işlemlerini kolaylaştıran biricik şeydi. Peki, bu tarihi ters yüz etsek? Yani takas denilen dönemi sona alsak veya denkleme dahil etmesek. Klasik hikayemizin tersine süreç şu şekilde olacak: Kredi/Borç -> Para -> (Takas)
Antropolog Caroline Humphrey’e göre takas klasik anlatıdaki gibi var olmamıştır.
“Paranın takastan sonra ortaya çıkmasını bir yana bırakın, takas ekonomisinin saf ve basit bir örneği hiçbir zaman tasvir edilmemiştir; mevcut etnografya çalışmasının tümü, böyle bir şeyin hiç var olmadığını gösteriyor.” [4]
David Graeber’in Borç: İlk 5000 yıl isimli kitabında klasik hikayemizin bir efsane olduğu anlatılıyor [5]. Graeber, takasa dair geliştirilen bu anlatının nereden başlatılması gerektiğine dair sorular soruyor. Yani takas hangi dönemde, kimler tarafından kullanılmıştı. Yazara göre takastan paraya geçişte anlatılan hikaye gerçekte olan bir şey değil, tamamen hayali bir deneyimdir.
Graeber, takasın sanıldığının aksine yabancılar ve düşmanlar arasında yapıldığını belirtiyor ve Brezilya’nın Nambikwara halkı ile Avustralya’nın Batı Arnhem bölgesindeki Gunwinggu halklarından örnekler vererek bu durumu anlatıyor.
Sonuç olarak paranın klasik tarihini ters yüz ettiğimizde, kendimizi bambaşka bir anlatı ile yüzleşmiş buluyoruz. Burada hikayeye kredi-borç ile başlıyoruz. Para ortaya çıktığında ise kendini, borç yükümlüklerinin (özellikle vergi sorumlulukları) yerine getirilmesinde, ödeme aracı rolünü üstlenmiş vaziyette buldu [6].
——————————————————————————————————
[1] Gülsüm Gürkan Yay’ın Para ve Finans kitabından yararlandım.
[2] Anwar Shaikh – Kapitalizm kitabından bir alıntı
[3] Jack Weatherford – Para
[4] David Graeber – Borç: İlk 5000 Yıl isimli kitabından alıntı
[5] Graeber’in kitabının “Takas Efsanesi” adlı bölümü
[6] Rochon & Rossi – An Introduction to Macroeconomics




























