Herkesin bildiği bir söz vardır; “Değişmek zaman gerektirmez tecrübe gerektirir.” Biraz olsun çevremizde gerçekleşen olaylara kayıtsız kalmıyor ve gözlemleyip irdeleyebiliyorsak rahatlıkla değişimin bir gereklilik olduğunu fark etmişizdir. Siz istemeseniz de değişmek zorunda olduğunuzu anlayacaksınızdır, eğer bunu kabul etmiyorsanız yok olacağınızı bilmeniz gerekir. Değişimi kontrol edebilmek ve başarılı bir şekilde değişmek istiyorsanız bunu gerçekleştirebilmenin en iyi yolu tecrübedir. Hem kendi tecrübelerinizden hem de sizin dışınızda sizlere örnek olabilecek yahut aynı yoldan gitmiş kişilerin tecrübelerinden faydalanarak başarılı bir değişim gerçekleştirebilirsiniz. Öyle ki İngiliz filozof John Lubbock “Akıllı insanlar başkalarının tecrübelerinden yararlanır, inatçı insanlar her şeyi kendileri denemek ister.” sözü ile bizim dışımızdaki insanların tecrübelerinden faydalanmanın önemini ortaya koymuştur.
Tam olarak yukarıda belirttiğim nedenden dolayı Kariyerim Dergisi’nde iki sene önce Girişimcilere Tavsiyeler başlığında kısa bir seri yazı oluşturmuştum. Başlangıçta Sakıp Sabancı’dan 7 Tavsiye daha sonra sırasıyla, Asım Kocabıyık’tan 5 tavsiye, Sabri Ülker’den 5 Tavsiye ve son olarak Mustafa Küçük’ten 5 Tavsiye yazılarını yazmıştım.
Açıkçası böyle bir seriye başladığımda planladığım ilk kişi Vehbi Koç’tu. Ancak nedenini benim de bilmediğim şekilde Vehbi Koç’tan tavsiyeler derleme şansım olmadı. Nihayet bu yazımlar ertelediğim hedefim için adım attım; 25 Nisan 2020’de başlattığım seriye Vehbi Koç ile devam etmeye ve diğer başarılı iş insanlarını ekleyerek bu seriyi sürdürmeye karar verdim. Umarım faydalı olur…
Yazıya geçmeden önce bir konuya daha değinmek istiyorum. Serinin diğer yazılarında hep “Girişimcilere Tavsiye” olarak başlık belirliyordum. Ancak bu tavsiyelerin sadece girişimci olanlar için değil herkes için anlamlı bir yeri olduğunu ve herkesin bir kenara not etmesini düşündüğüm için başlığı bu yazımda değiştirdim.
Diğer yazılarımda tavsiyelere geçmeden önce İş İnsanlarının kısaca hayat hikayelerine değiniyordum. Ancak bu sefer sizi uzun bir yazıyla yormamak ve detaylı bilgi sahibi olmanız için bu yazıyı yazarken kaynak olarak faydalandığım duayen gazeteci Mehmet Ali Birand tarafından hazırlanan Vehbi Koç Belgeselini paylaşıyorum.
Tüm bilgilendirmeleri yaptığımıza göre artık tavsiyeler kısmına geçebiliriz.
Ortak Ol, Zengin Ol,
Tam tarihi kesin olarak bilinmese de, Vehbi Koç 1901 yılında Ankara’da dünyaya geldi. 10 yaşında Mahalle Mektebine giderek eğitim hayatına başlayan Koç, yine evinin yakınlarında bir okulda ilkokul eğitimini tamamladı. Bu okulu birincilikle bitirdikten sonra lise eğitimini almaya başlasa da, bulunduğu dönemin koşulları ve mahallesinde ticaretle uğraşarak zengin olan tüccarlardan da etkilendiği için okuldan ayrılma kararı verdi. Ve bu karardan sonra iş hayatına ilk adımını atmak için babasıyla beraber bir bakkal dükkanı kurdu.
Babasının civar şehirlerden getirdiği, ayakkabı lastiği, şeker, makarna gibi ürünleri kendisi bakkalda satmaya başladı. Ancak var olan imkanla yetinmeyip hep daha iyisini yapma arayışında olan Vehbi Koç, sadece bir bakkal işleterek etkilendiği tüccarlar gibi zengin olamayacağını anlayınca bu sefer yeni hamleler yapmak için kolları sıvadı.
İlk olarak bulunduğu dönemde hangi işlerin daha çok para kazandırdığını belirleyerek yola koyuldu. Ve daha sonra bu kazançlı işleri kimlerin yaptığını bularak onlarla birlikte bu işlere girmeye çalışacaktır. Aslında Vehbi Koç’un planı basit ve netti. “Ortak Ol, Zengin Ol”.
Bu anlayışla ilk olarak kösele işine ve bu işi döneminde en iyi yapan Rumlarla ortaklık kurarak bu işe girdi. Daha sonra hırdavatçılık işine girme kararı veren Koç, bu işi de, döneminde en iyi yapan Musevilerle ortaklık kurarak yapmaya başladı.
Peki, Vehbi Koç’un bu anlayışını bugün ele alırsak nasıl değerlendirmeliyiz? Böyle bir soru zihninizde oluştuysa, hem bu sorunun cevabını vermek hem de bulunduğumuz dönemi anlamak için, Kıymetli Yazar Burçin Mavituna’nın Ortak Ol, Zengin Ol, başlıklı kitabından bir alıntıyla cevabı Mavituna’ya bırakalım.
“21’inci yüzyılın insanları olarak tarihin en büyük yıkımıyla karşı karşıyayız. Her şeye daha kolay erişebildiğimiz bir bolluk çağındayız, ama aynı zamanda doğanın da insanın da çaresizliğe doğru sürüklendiği bir dönemi yaşıyoruz. Hem iş hem de kişisel hayatlarımızdaki değişim, baş döndürücü̈, İnsan ömrü̈ uzarken mesleklerimizin ömrü hızla kısalıyor.
Hayatımızın her alanında kökten bir değişim yaşanıyor. 80 bin yıllık işletim sistemimiz bu devasa teknoloji devrimine uyum sağlayabilecek mi? Yoksa sürüm yükselten bir azınlık tarafından, kapitalist düzen içinde yeni bir tür köleliğe mi sürükleneceğiz? Şimdi biraz ‘olgun’ düşünmenin ya da olgun düşünen insanlarla ‘ortak’ olmanın zamanıdır.“
Doğru İnsanı Bul !
Vehbi Koç yaşıyor olsa ve ona “Sizi başarılı kılan şey nedir?” diye bir soru yöneltecek olsak, kuşkusuz vereceği ilk cevaplardan biri, “yaptığım işin ehli kimse, onu buldum ve onunla çalıştım.” olacaktır.
Birinci maddede anlattığım birkaç işte dahil olmak üzere, Vehbi Koç; daima girdiği işlerde alanında en iyi olanları bulur ve ekibine dahil ederdi. Hırdavat işinde en iyi tezgahtarı, kösele işinde en iyi kösele ustasını bulur, herkesten fazla çalışanına değer verir ve en iyi ücreti verirdi.
Bundan dolayı her bir çalışanına işçi olarak değil yaptığı işin ortağı gözüyle bakar, “çalışanı başarılı oldukça kendisi başarılı olacağını” bildiği için doğru insanı bulmaya özen gösterirdi.
Bu tavsiyeye bugün olduğumuz yerden baktığımızda, aslında hala bu tavsiyenin her iş kolu ve her süreç için geçerli olduğunu hatta geldiğimiz ve karşı karşıya kaldığımız durumlara baktığımızda en kritik konu olduğunu söylesek hiç abartmış olmayız.
Savurgan Olma, Kanaat Ekonomisini Benimse!
Herkes bir şekilde Vehbi Koç’tan bahsettiğinde onun çok cimri olduğundan veya bir başka ifade ile eli sıkı olduğundan bahseder. Ancak Vehbi Koç kendisi ile ilgili bu yorumu kesinlikle kabul etmez.
Çünkü o, eli sıkı olmayı, cimri olmak değil tutumlu olmak kabul eder. Öyle ki, Vehbi Koç’un hayatına ve yaptıklarına baktığımızda cimri olmadığını hatta çok yardımsever olduğunu görebiliriz.
Girişimci ekosisteminin bu kadar önde olduğu bir dönemde başarıya ulaşan girişimcilerin lükse olan düşkünlüğü yeni nesil girişimcilere şüpheyle yaklaşılmasını destekleyebilir diyebiliriz.
Alman Düşünür Max Weber’in, girişimcilerin temel vasıflarının tutumluluk olduğunu ifade ettiğini de bu noktada hatırlamayı faydalı buluyorum.
Kullanmadığını Satma!
Vehbi Koç’un en temel ilkelerinden biri de ne satıyorsa kendisinin de onu kullanmasıdır. Evinde beyaz eşya kullanacaksa, radyo alacaksa, araba kullanacaksa daima bu ilke ile hareket ederdi. Bu anlayışı sade kendisi ve ailesine aşılamakla kalmayan Koç, kendi şirketinin bünyesinde çalışan tüm yöneticilerin de bu ürünleri kullanmalarını isterdi.
İşine Karşı Sarraf Ol!
Sarraf olan kişinin bildiği en iyi şey “değer biçmektir” ancak bu değeri biçerken her koşulu ve konuyu iyice değerlendirir. Ve kendisi için en karlı olanı tercih eder.
Vehbi Koç’ta iş konusunda sarraf birisiydi. Mevcutta yaptığı işlerle yetinmez, değerli, kazançlı gördüğü bir iş alanı varsa hızlıca o alana girerdi. Bundan dolayı Vehbi Koç, iş dünyasına ve hayata sarraf gözle bakar ve ona göre çalışırdı. Çünkü, zaman ilerledikçe yeni ihtiyaçların ve yeni sektörlerin ortaya çıkacağını bilir ve kendisini daima bu hıza ve değişime hazırlıklı tutardı.
Bugün baktığımız zaman, her geçen gün hayatın ve ihtiyaçların durdurulamaz hızla artışı da birçok girişimci için fırsat oluşturmakta. Ancak tek yapmak gereken, “İşe, Hayata, Çevreye Sarraf Bakabilmekte.”
“Hayatta başarılı olmanın sırları arasında belki de en önemlisinin, başkalarının tecrübelerinden yararlanmak, verilen öğütleri can kulağı ile dinlemek, ilgili yayınları dikkatle okumak ve kazanılan bilgileri değerlendirmek olduğuna inanıyorum.” (Vehbi Koç)
Resim Kaynak: Koç Holding




























