Salgınlara hazırlık, biyoteknolojinin hızla gelişmesi ve gıda sistemlerinin korunması, küresel güvenlik gündeminde giderek daha fazla birlikte tartışılıyor. Imperial College London, bu alanlardaki uzmanlığını bir araya getiren biyogüvenlik ağını, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu dönemindeki uluslararası görüşmelere taşıdı.
Üniversitenin 25 Eylül 2026 tarihli açıklamasına göre Imperial heyeti, New York ve Boston’da bilim insanları, politika yapıcılar, teknoloji şirketleri, araştırma ortakları ve fon sağlayıcılarla buluştu. New York’ta düzenlenen yüksek düzeyli yuvarlak masa toplantısının odağında, yeni biyolojik tehditlere daha iyi hazırlanmak ve ortaya çıktıklarında daha hızlı karşılık vermek vardı.
Ağ üç temel alanı birleştiriyor
Imperial’ın Haziran 2026’da başlattığı Biyogüvenlik Mükemmeliyet Ağı, çalışmalarını üç ana başlık altında düzenliyor: tehditler, izleme ve müdahale.
Tehditler başlığı, doğal kaynaklı risklerin yanı sıra biyolojik mühendisliğin ortaya çıkarabileceği yeni tehlikelerin anlaşılmasına odaklanıyor. İzleme çalışmaları, risklerin erken fark edilmesini sağlayacak sistemleri; müdahale alanı ise tehditlere karşı kullanılabilecek araçların geliştirilmesini ve uygulanmasını kapsıyor.
Girişim, epidemiyoloji, viroloji, sentetik biyoloji, analitik kimya ve yapay zekâ gibi alanları ortak bir çalışma çerçevesinde buluşturuyor. Amaç, farklı disiplinlerde üretilen bilginin tehditlerin tespiti, değerlendirilmesi ve karşı önlemlere dönüştürülmesi arasındaki süreci güçlendirmek.
Bilimsel kapasiteyle birlikte sorumluluk da büyüyor
“Biyolojik Mühendislik Çağında Biyogüvenlik” başlıklı New York toplantısında Imperial Rektörü Hugh Brady, Profesör Karen Polizzi ve Profesör Azra Ghani; erken uyarı, hızlı karşı önlem geliştirme, yönetişim ve koordineli müdahale konularını ele aldı. Toplantıya bilim, sağlık, yapay zekâ, biyoteknoloji, sanayi, kamu ve uluslararası kuruluşlardan temsilciler katıldı.
Brady, çevresel değişimlerin, insanlarla hayvanların temas biçimlerinin ve teknolojik gelişmelerin biyolojik riskleri etkilediğini belirtti. Polizzi ise biyogüvenliğin çok sayıda paydaşı ilgilendiren bir sorun olduğunu vurgulayarak, bu kesimlerin daha sık ortak görüşmeler yapması gerektiğini ifade etti.
Yapay zekâ hem fırsat hem risk taşıyor
Imperial uzmanlarının Genel Kurul öncesindeki değerlendirmelerinde yapay zekânın ikili rolü öne çıktı. Bu teknoloji, biyolojik araştırmaları ve savunma araçlarının geliştirilmesini destekleyebilirken kötüye kullanım kaygılarını da beraberinde getiriyor.
Azra Ghani, tartışmaların yalnızca güvenlik sınırları üzerinde yoğunlaşmaması gerektiğini; ileri yapay zekâ laboratuvarlarının bilimsel hazırlığa nasıl katkıda bulunabileceğinin de değerlendirilmesini istedi.
Enfeksiyon hastalıkları uzmanı Profesör Wendy Barclay ise zararlı kullanımları önlemeye çalışırken yararlı araştırmaların engellenmemesi gerektiğine dikkat çekti. Bu yaklaşım, güvenliği sağlamak ile aşı, ilaç ve tanı araçları geliştirmek için gerekli bilimsel çalışmaları sürdürmek arasında dikkatli bir denge kurulmasını gerektiriyor.
Biyogüvenlik, insan sağlığından daha geniş bir alan
Ağın kapsamı yalnızca insanlarda hastalık yapan etkenlerle sınırlı değil. Tarım ürünleri, hayvancılık ve ekosistemler de biyolojik tehditlerden etkilenebilir; bunun sonuçları gıda arzına ve ekonomiye yansıyabilir.
Imperial uzmanları bu nedenle sağlık, tarım, çevre ve güvenlik alanları arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesini savunuyor. Erken tespitte çevresel izleme araçları da önem taşıyor. Üniversitenin değerlendirmelerinde, atık sulardaki biyolojik ve kimyasal izlerin tehditleri fark etmek için kullanılabilecek bilgi kaynakları arasında olduğu belirtiliyor.
Pandemi hazırlığında eşitlik ve güven vurgusu
New York programında, pandemi hazırlığının toplumsal boyutu da gündeme geldi. Imperial’daki George Institute for Global Health araştırmacılarının ve uluslararası ortakların katkısıyla hazırlanan Singapur Ulusal Üniversitesi–Lancet PRIME Komisyonu raporu tanıtıldı.
“Eşitlik için Pandemi Hazırlığını Dönüştürmek” başlıklı rapor, üç yıllık bir çalışmaya dayanıyor. Kanıt tabanı; 20 ülkede toplumlar ve paydaşlarla yürütülen araştırmaları, yönetişim analizlerini, gelecek senaryolarını ve epidemiyolojik modellemeyi kapsıyor.
Komisyon, hazırlığın yalnızca teknik kapasite üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor. Eşitlik, güven, sağlık sistemlerinin dayanıklılığı ve toplumun farklı kesimlerinin katılımı da hazırlığın temel unsurları arasında ele alınıyor.
Imperial’ın uluslararası görüşmelerde sunduğu ağ, bu bilimsel ve toplumsal boyutları ortak bir çerçevede buluşturmayı amaçlıyor. Açıklanan çalışmalar bir salgını önleyen tamamlanmış bir sistemden ziyade, araştırma ve koordinasyon kapasitesini geliştirmeye yönelik hedefleri ortaya koyuyor.





























