Cambridge Üniversitesi tarihinin en genç siyah profesörü olarak tanınan eğitim sosyoloğu Jason Arday, Londra’daki evinde 41 yaşında hayatını kaybetti. Arday’ın ölümü; akademik dürüstlük, medyanın sorumluluğu, kurumsal destek, ırkçılık ve üniversitelerin çalışanlarına karşı bakım yükümlülüğü üzerine İngiltere’de geniş bir tartışma başlattı.
Cambridge Üniversitesi Eğitim Fakültesinde eğitim sosyolojisi profesörü olarak görev yapan Jason Arday, 14 Ağustos 2026’da Güney Londra’nın Battersea bölgesindeki evinde ölü bulundu.
Metropolitan Polisi, ölümün “beklenmedik” olarak değerlendirildiğini ancak şüpheli bir durum tespit edilmediğini açıkladı. Arday’ın kesin ölüm nedenine ilişkin kamuoyuyla paylaşılmış resmî bir bilgi bulunmuyor. Bu nedenle ölümü ile son haftalarda yaşanan tartışmalar arasında doğrudan bir nedensellik kurmak şu aşamada mümkün değil.
Cambridge’de tarihî bir atama
1985 yılında Londra’da dünyaya gelen Arday’a çocukluğunda otizm teşhisi konuldu. Kendi anlatımına göre 11 yaşına kadar konuşmakta, 18 yaşına kadar da okuma ve yazmada ciddi güçlükler yaşadı.
Arday, akademik çalışmalarını özellikle eğitimde fırsat eşitliği, ırkçılık, yükseköğretimde temsil ve dezavantajlı öğrencilerin üniversitelere erişimi üzerinde yoğunlaştırdı. Öğrencilere yönelik mentorluk programlarının yanı sıra siyah ve azınlık kökenli akademisyenlerin yükseköğretimde karşılaştığı eşitsizliklerle ilgili çalışmalarıyla tanındı.
2023 yılında, 37 yaşındayken Cambridge Üniversitesi Eğitim Fakültesine profesör olarak atandı. Böylece üniversite tarihinin en genç siyah profesörü oldu. Ataması yalnızca kişisel bir başarı olarak değil, İngiliz yükseköğretimindeki temsil tartışmaları bakımından da sembolik bir gelişme olarak değerlendirildi.
İntihal ve akademik geçmiş tartışmaları
Arday’ın akademik çalışmaları ve öz geçmişinde yer alan bazı bilgiler, 2026 yazında yoğun bir kamuoyu incelemesine konu oldu. Özellikle doktora tezindeki bazı bölümlerin başka çalışmalardan usulüne uygun biçimde aktarılmadığı ileri sürüldü. Akademik görevleri, onursal unvanları, yardım faaliyetleri ve uzun mesafe koşularına ilişkin bazı anlatımları da sorgulandı.
Arday, kasıtlı intihal ve akademik sahtekârlık suçlamalarını kabul etmedi. Çalışmalarında hatalar bulunduğunu kabul etmekle birlikte bunların kendisini “yalancı”, “hayalperest” veya “akademik sahtekâr” olarak nitelendirmeyi haklı çıkarmadığını savundu.
Doktorasını aldığı Liverpool John Moores Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen incelemede, doktora derecesinin geri alınmasını gerektirecek bir sonuç ortaya çıkmadı. Üniversite, tespit edilen sorunların kasıtlı intihalden ziyade “dürüst ve makul hatalarla” açıklanabileceği sonucuna vardı ve doktora derecesinin geçerliliğini korumasına karar verdi.
Cambridge Üniversitesi ise başlangıçta Arday’ı savunarak onun güvenilirliğini zedelemeye yönelik ağır bir kampanyanın hedefi olduğunu bildirdi. Ancak daha sonra akademik nitelikleri ve onursal görevleri hakkında yeni bilgiler elde edildiğini açıklayarak ayrı bir soruşturma başlattı. Akademik çalışmalarıyla ilgili bazı şikâyetlerin de üniversitenin araştırma etiği süreçleri kapsamında incelendiği belirtildi.
Görevinden istifa etti
Jason Arday, hakkındaki incelemelerin ve kamuoyu baskısının artmasının ardından 5 Ağustos’ta Cambridge Üniversitesi ve bağlı bulunduğu Jesus College’daki görevlerinden derhâl geçerli olmak üzere istifa etti.
Arday, istifa açıklamasında akademik eleştirinin üniversite hayatının doğal bir parçası olduğunu ancak kendisine yönelik sürecin bilimsel bir görüş ayrılığının çok ötesine geçtiğini savundu. Sürekli suçlamaların, spekülasyonların ve kamuoyu yorumlarının hem kendisi hem de yakınları üzerinde ağır bir etki yarattığını belirtti.
İstifasının hakkındaki iddiaları kabul ettiği biçiminde yorumlanmaması gerektiğini vurgulayan Arday, kararını kendi sağlığına, ailesine ve özel yaşamına yeniden alan açabilmek amacıyla aldığını ifade etti.
Cambridge Üniversitesi ise istifanın ardından yürütülen incelemenin bağımsız şekilde ele alınacağını açıklamıştı. Arday’ın ölümünün ardından sürecin ailesinin yasına saygı gerekçesiyle durdurulduğu ve daha sonra yeniden değerlendirilmesinin gündeme gelebileceği bildirildi.
“Mobbing” iddiası kesinleşmiş bir bulgu değil
Arday’ın ailesi, akademisyenler ve bazı sivil toplum kuruluşları, Arday’ın Cambridge’e atanmasından sonra yıllarca süren bir kötü muamele, kişisel saldırı ve yanlış bilgi kampanyasına maruz kaldığını savunuyor.
Ailesi tarafından yapılan açıklamada, Arday’ın üç yılı aşkın süre boyunca kendisini itibarsızlaştırmayı amaçlayan sürekli bir saldırının hedefi olduğu ve kamuoyundaki baskının onun için taşınamaz hâle geldiği belirtildi.
Arday da istifa mektubunda “sürekli kamuoyu incelemesi ve kişisel saldırıdan” söz etmişti. Bununla birlikte, mevcut açık kaynaklarda bir mahkeme, bağımsız soruşturma veya resmî kurum tarafından verilmiş ve Arday’ın üniversite içinde “mobbinge uğradığını” kesin olarak ortaya koyan bir karar bulunmuyor.
Cambridge: “Kapsamlı destek sağlandı”
Cambridge Üniversitesi, Arday’a yeterli destek verilmediği yönündeki eleştirilere karşılık, akademisyene istifasından sonra da ruh sağlığı ve güvenlik desteği sunulduğunu açıkladı.
Üniversiteye göre Arday’ın güvenliğini sağlamak amacıyla alarm sistemleri kuruldu, kendisine gönderilen ırkçı içerikli mektuplar ve elektronik postalar filtrelendi ve yoğun medya ilgisi karşısında destek sağlandı.
Cambridge Rektör Yardımcısı Deborah Prentice, Arday’ın ailesine, öğrencilerine ve çalışma arkadaşlarına başsağlığı dileyerek üniversite topluluğunu desteklemenin yönetimin önceliği olduğunu belirtti. Jesus College da Arday’ı “nazik ve iyi kalpli bir insan” olarak tanımladı.
Akademik denetim mi, orantısız hedef gösterme mi?
Arday’ın ölümüyle birlikte İngiltere’deki tartışma iki temel görüş etrafında şekilleniyor.
Bir kesim, akademik dürüstlük ve öz geçmişe ilişkin iddiaların kamu yararı taşıdığını; özellikle yüksek profilli akademik görevlere yapılan atamaların şeffaf ve titiz biçimde incelenmesi gerektiğini savunuyor. Bu görüşü paylaşanlar, soruların yalnızca Arday’a değil, atama ve denetim süreçlerinden sorumlu kurumlara da yöneltilmesi gerektiğini belirtiyor.
Diğer kesim ise meşru akademik incelemenin kısa sürede kişisel hayatı hedef alan, ırksal önyargılarla beslenen ve orantısız bir medya kampanyasına dönüştüğünü ileri sürüyor. Arday’ın siyah ve otizmli bir akademisyen olmasının maruz kaldığı incelemenin biçimini ve yoğunluğunu etkilediği savunuluyor.
Birleşik Krallık’taki siyah akademisyen ve üniversite çalışanlarını temsil eden Black Leaders in Higher Education grubu, akademik dürüstlükle ilgili soruların meşru olduğunu kabul etmekle birlikte bazı yayınların “kişisel alay ve karalama” sınırına geçtiğini açıkladı. Grup, İngiliz basın denetim kuruluşuna inceleme çağrısı yaptı.
Londra’da binlerce kişi bir araya geldi
Arday’ın ölümünden sonra Londra’daki Trafalgar Meydanı’nda geniş katılımlı bir anma töreni düzenlendi. Organizatör Stand Up to Racism, etkinliğe yaklaşık 30 bin kişinin katıldığını bildirdi.
Anmaya milletvekilleri, akademisyenler, öğrenciler, sanatçılar ve sivil toplum temsilcileri katıldı. Konuşmalarda Arday’ın dezavantajlı öğrencilere verdiği destek ve akademide temsilin güçlenmesine yönelik çalışmaları öne çıkarılırken medya kuruluşlarının ve üniversitelerin sorumluluklarının araştırılması istendi.
Ailesi törende okunan mesajında, Arday’ın ölümünün ardından gösterilen desteğin kendileri için değerli olduğunu belirterek “İyiliğe yalnızca ölümde değil, yaşam sırasında da ihtiyaç var” çağrısında bulundu.
Yanıt bekleyen sorular
Jason Arday’ın ölümü, tek bir tartışmayla açıklanamayacak kadar çok katmana sahip bir olay olarak İngiliz kamuoyunun gündemindeki yerini koruyor. Akademik çalışmalara yönelik eleştirilerin araştırılması bilimsel hayatın vazgeçilmez bir parçası. Ancak bu incelemenin kişisel itibarsızlaştırmaya, ırkçı söylemlere veya toplu hedef göstermeye dönüşmemesi de kurumların ve medyanın sorumluluğunda.
Önümüzdeki dönemde tartışmaların; Arday hakkındaki iddiaların doğruluğu kadar Cambridge’in atama ve denetim süreçlerine, üniversitenin çalışanına karşı bakım yükümlülüğüne ve medyanın kamu yararı ile kişilik hakları arasındaki sınırı nasıl gözettiğine odaklanması bekleniyor.




























