Başarı Ve Mutluluğun Anahtarı IQ Değil EQ

Eskiden yapılan araştırmalara göre sadece bir tek zeka tipi biliniyordu. IQ (Intellegence Quotient) yani Entelektüel Zeka. Bu zeka tipi sayesinde kişilerin zeka katsayısı yüksekse o kişi başarılı kişi anlamına geliyordu. Son zamanlarda yapılan araştırmalara göre ise Entelektüel Zeka’nın başarı ve mutluluk üzerindeki etkisinin en fazla %10 olduğu açıklandı. Yani sadece IQ yüksekliği başarı ve prestij getirmiyor arkadaşlar üzgünüm.  Fakat göz ardı edilemeyecek bir gerçek daha var ki o da toplum olarak hala IQ’nun bir eleme işleminde ön planda tutulduğudur.

Oysa ki son araştırmalara bakacak olursak gerçek baaşrı ve mutluluğu getiren bir zeka tipinin daha varlığı öğrenildi buna da EQ (Emotional Quotient) yani duygusal zeka denildi. Pekii nedir bu duygusal zeka ? Duygusal zeka kişinin kendi davranışlarını, tutumunu, korkularını, hüzünlerini, sevinçlerini vb duygularını tanıması ve kontrol altına alabilme yeteneğidir. Dolayısıyla duygusal zekaya baktığımız zaman duyguları yönetebilmek başlı başına bir beceri işidir, çünkü çoğumuz zaman zaman duygularına yenik düşüp korkular yaşayıp başarısızlıktan korkuyoruz. Fakat duyguları yönetebilmek, stres azalltığı gibi başarıya giden yolda büyük bir engeli aşmak demektir.

Ayrıca duygusal zekayı kontrol edebiliyorsak iletişim becerimiz ve empati yeteneğimiz de yüksek demektir. Bu da bi işyerinde, aile ortamında, arkadaş ortamında çatışmayı azaltan bir etkiye sahiptir.

Duygusal Zekanın Bileşenleri

Özbilinç : Kendi duygularını tanıyarak davranışlarını kontrol edebilme halidir. Güçlü ve zayıf yönlerini bularak daha kolay kendi karmaşıklığını çözebilme yeteneğidir.

Öz Yönetim : Dürtü ve davranışları kontrol edebilmek, insiyatif kullanmak ve değişen koşullara ayak uydurabilme yeteneğidir.

Sosyal Farkındalık : Kısacası kişilerin duygularına ayak uydurabilme yeteneğidir. Empati kurabilme yeteneğidir.

İlişki Yönetimi : İyi bir lider olmak için sürdürülebilir ve kaliteli ilişki kurma yeteneğidir. Başarının anahtarıdır. !

Gelelim teoremlere ;duygusal zeka konusunda iki teorem vardır. Bazı psikologlar duygusal zekanın doğuştan geldiğini ve geliştirelemeyeceğini savunurken bazıları ise bunun bir yetenek olduğunu ve geliştirilebileceğini savunuyorlar. Ben geliştirilebileceği kanısındayım ve bu konuda bize en çok zararı ve faydayı sağlayabilecek kurumun aile olduğu kanısındayım. Duygusal Zeka kitabının yazarı Daniel Goleman’a göre duyguları ilk öğrendiğimiz yer aile ortamıdır. İçinde büyüdüğümüz aile bizi hayata hazırlar ve bu süreçte onların duyguları nasıl yönettiğinden bizde etkileniriz, bu yüzden en çok zarar ve fayda sağlayacak ortam olduğunu ifade ettim. Eğer ailemiz içerisinde huzur, sevgi ve doğru yönlendirme varsa duygusal zekamız iyi anlamda gelişir, fakat aile içinde büyük sorunlar yaşanıyorsa ve o kurumun adı hariç aile olmakla hiçbir ilgisi yoksa bu çocuğun psikolojik olarak çöküşünü hatta yanlış yollara gidebileceğinin göstergesi olabilir. Çevremizde çok fazla iç karartıcı örnek var bu konuda o yüzden olumlu yönlerine bakalım ve bu zekanın nasıl gelişirilebileceğini öğrenelim.

Bu konuda çok şaşırtıcı bir araştırma sonucuna değinmek istiyorum öncelikle. Babalar.. Ataerkil aile yapısına sahip olan ülkemizde bizim duygusal zekamızı en çok etkileyen kişilerin babamız olduğunu söylesem ne dersiniz ? Hani o dışarıdan sert görünümlü ve duygularını kolay kolay ifade etmeyen aile reisleri… Araştırmalara göre babaların duygularını yönetim şekilleri annelerden çok daha fazla etkili oluyor çocukların üzerinde. Babaların tabularını kırıp çocuklarına duygusal bir biçimde yaklaşımı, çocuklarına duygusal farkındalık sağlamaları bu yüzden çok önemli. Bizim toplumumuzda biraz zor gözüken bu durum gelişen dünyamızda yavaş yavaş yıkılan tabular olarak gözümüze çarpıyor.

Bir diğer önemli etken ise çocukların negatif duygularının yok sayılmasıdır. Anne ve baba olarak çocuklarımızın kötü ya da olumsuz düşüncelerini yıkarak yerlerine daha pozitif duygular yerleştirmeliyiz. Çünkü insan piskolojisi olumsuz gördüğü bir şeye inanırsa onu başlamadan kaybeder. Derler ya inanmak başarmanın yarısıdır diye işte inanmamak da başarısızlığa atılan ilk adımdır. Bu yüzden hayatımnzda elinizden geldiğinde pozitif düşünmeye çalışın, bu sizi hem başarıya götürür hem de stres yönetiminizi geliştirir.

Diğer bir açıdan çocukların davranışlarına aşırı hoşgörülü olmak da iyi değildir, bu tür aileler çocuklarıyla empati kurar duygularını kabul eder fakat yönlendirme konusunda zayıf kalırlar. Bu yüzden her iki durumu da dengede tutmak gerekir. Hoşgörüyü de hoşgörüsüzlüğü de..

 

DUYGUSAL ZEKANIN YÜKSEK OLMASI NEYİ SAĞLAR ?

  • En önemlisi mutluluk getirir, çünkü olumlu ve olumsuz duyguları iyi yönetip üstesinden gelmeyi başarabilirler.
  • Duygusal zeka yükseldikçe akademik başarı artar.
  • Duygusal zekası yüksek olan kişiler araştırmalara göre fiziksel olarak daha sağlıklı olurlar.
  • Duygusal zekası yüksek olan çocuklar ebeveynleriyle daha yakın ve samimi ilişki kurarlar ve bu da saygı ve sevgiyi beraberinde getitir.
  • Duygusal zekası yüksek olan kişiler aile içinde yaşanan kavgalar ve boşanmanın etkisinden korunurlar.
  • Duygusal zekası yüksek olan kişiler şiddete daha az eğilimlidir, bu yüzden çevresiyle arası iyidir ve sorunsuz ilişkiler yaşar.

Gördüğünüz gibi yeni trendimiz IQ değil EQ. İyi yönetmeniz ve yönetilmeniz dileğiyle, görüşmek üzere : )

PAYLAŞ
1995 İstanbul doğumlu olan Özlem Yılmaz Adanalı ve memleketinin bütün çılgın özelliklerini taşıdığını düşünüyor. :) Ailesinin tek çocuğu ve tam 7 sene sabırla beklenen bir çocuk.. Liseyi mahalle arasında "Buradan kimse üniversite kazanamaz" denilen bir okulda okudu ve dereceyle bitirdi. Daha sonra onları yanıltarak İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi İngilizce bölümünü kazandı. 1 sene İngilizce hazırlık okudu ve şu an 3. Sınıf öğrencisi. En sevdiği şey spor yapmak, fazla kilolarından kendi yaptığı diyet ve sporla kurtulmayı başaran biri. (Siz yine de diyetisyene başvurun:) ) Mezun olunca alanında başarılı bir bankacı olmak istiyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here